Estet ve 80 Yıl

içine doğduğumuz güzelim zincirleri andık bugün

onları renk renk boyadığımız günleri

beni, bana ne verip, ne beni bu bedenin içine koyduysa

bu yaptığına rağmen daha fazla ışık almama tahammülü yok

 

 

kurtarılmış toprakları kaybeden bir ben varım ilk günümde

ilk defa günışığından bir müzik ile açıldı perdeler

uyandık, öpüştük

camlara vurdu çiçekler rüzgarla

havada buğulu bir sarılık

en son asit yağmurunda bu olacak demişlerdi

uzmanlar

gözlerim uykunun yoğurduğu gecenin yapışkanlığını üzerinden atamamış

dışarıdaki rengi anlamaya çalıştım

birini seçmemiz gerekecekti

 

teller geriliyor

metal teller, acıyı görüyorum maddede yemin ederim ki

rayların titrediğini duyuyoruz biraz uzaktan, aynı gerilim hissi

söylemek istediğim çok şey var

mavi, pembe ortancaları görüyorum

şu iğrenç isteklerini ve eğilimlerini öldür artık

milyonlarca yıldır var mıydı bunların birbirinden korkunç türevleri

dayanamıyorum

 

 

***

 

çok fazla farklı rüzgarda üşüyenler

kahverengi deri koltuğumuzda uyandım yine bu sefer

 

farklı binaların, dokunun, güneş gözlüklerinin, o zamanlarda yaptıkları « rezilliklerin » hafifliğiyle, statik, dümdüz, her ânımızın arkasındaki ses ile, pasparlak günlerinin hatırasıyla uyandım

en güçlü yıllar

 

bunlar yemin ederim ki yaptıklarımıza mazaret değil, her gece eve olan uzaklığım ve alışkanlıklarımın gittikçe uzaklaşan tınısının tenimde bıraktığı sızılarla titredim

bir çeşit kuartet gibi, sızıların yayları

 

rüyalarımız bile kurtaramazdı bizi bu en keskin noktalardan, daha yirmi yıl yaşamıştık

keskin materyallerin etrafında şuursuz devinim, birbirinden ilginç danslar etmek ve onlarla inlemek gibi, sürekli daha fazla iz istemek vücudunda

 

sonrasındaki sirenler bir şarkının yükseliş anında aniden bir sinek vızıltısını, veya bir insanın sesini seçmek gibi tatsız bir deneyim, armoninin arasında ânın bölünmesi, anılarımızda kumaş söküğünü andıran sancı gibi boşluklar, hatırada« gerçeği istemezken» onun ise aniden kırbaçlaması sırtımızı

 

saatlerce koşmak  o kumsallarda, gözlerime ışık vurdukça seni hatırlarken
suya adımı yazmak gibi seni hatırlamaya çalışmak

 

sıcacık, puslu, buğulu veya büyülü akşamüstleri ve kızıl gözlerin boyu parmaklıklardan ileri bakmak

üzerlerinden sarkışın gözlerimin önünde

senin gözlerindi onlar

 

binaların her bir tarafından yürürkenki kararlılığın,

akışa dair birçok « işinden » ölesiye caydırmak seni

sevgilim değildin

 

sadece onları yazsaydık hisse dair hiçbir kesit anlamlı olmazdı 

ne demek olduğunu bile bilmeden sürekli kurmaya çalışıp durduğumuz ilişki bozuntularını yazmak

 

türlü ağaçların arasındaki hayalinde ağaçlar sokak lambalarına doğru inceldi

ve soğudu zamanla

 

saksafon sesini hatırlıyorum tek bir sokakta, o gece sadece sonunu yakalayabilmiştik

 

sebebini de biliyorum

ışıl ışıldın o sıcakta

ılık ten

havuzun yanında güneşe bakıyordun

şimdi duyuyorum ki adamızı yıkmışlar

 

seni hatırlıyorum ben eminim. Sensin o.

 

dönüyorsun kendi etrafında

havuzun etrafı pürüzsüz sarı mermer

 

ben beraber geçirdiğimiz aylar boyu

birtakım kapıların açıldığını duydum gürlercesine

kaçtığımız kapılar, hayatımız boyunca oradan kaçtık, sana baktıkça ben oradan başka bir yerde olmak istemiyorum

yeterince soğuk var buralarda

şüphem asla yok ki aslında en erdemli yol bu alevlerin içinden geçer

 

pırıl pırıl zihinlerin gölgesinde izlemekteyim bayraklarınızı

utanç içinde yapış yapış yirmiden fazla kumaş,

size daha önce bahsettim rüzgarlardan

onlar daha da çekilmez hale getirirler bu tip görüntüleri

kumaş tarafından yutuldukça

 

***

 

çalışmayan tren yaylarının böldüğü ormanlarda yağmura rağmen her birimiz başka bir şey olurduk bazı geceler

 

ormanda tek açıklık onlardı

bedenimiz metalin soğukluğunu hissettikçe  « ölüm bir anlığına bundan fazlası olmuş olamaz » derdik kendimize

belki de zaten o andan ibarettir derdim bu sefer içimden

 

bazı zamanlar ise büyük çakıl taşlarının üzerine alelade havlular sererdik

hep olacak şeyler hakkında konuşurduk uzun uzun

öyle gelirdi ki o trenyolu ( ?)

hep açık olacaktı bize ve bekleyecekti her gece

 

 

 

oysa ki ben güneye geleli yıllar oldu

 

o geceleri hiçbir ses bölmemiş neyse ki, diyorum şimdi kendi kendime gazetemi okuduğum puslu, yağmurlu sabahlarda bazen

 

onlar sirenlerden uzak, ağlanası günlerimdi ve eminim ki sadece nostalji değil konuşan

hayatlar mahvettim

 

***

 

onlar gibi hareket edemezdim çoğu zaman

çatlayana kadar gülüp çıktıkları hızda inerlerdi

yine de tütün saran ellerin aklımda

 

totemler vardı bir de şehre dönen yolda

hâlâ ışıklardan uzakmışçasına

ve bunu umarak,

gecenin gökyüzünde bir şeyler görmeye çalışırdık

sabaha karşı belki daha iyi görebilidiğim için biraz olsun dayanabilirdim

ama o zaman da trenyolunun sızısıyla yürüyor olurdum eve genelde

gençtim gerçekten

 

kollarını da hatırlıyorum onun

gözünün yeşilinin hissini

 

morfolojiye dalıp gidişimi

sizi temin ederim sadece ben biliyorum

onlara yıllar elini bile sür(e)meyecekti

kumsalda neredeyse emindim bundan

 

 

dokunmadı zaten

bir daha hiç alamadım o hissi

görmedim onu

mermer heykel gibi (sevgilim)

zihnimde kazındığı halde

duruyor her yeri

yılların hücrelerinin içine akamayacağı güzelim bir eminlikle kaplı

 

bunca yıldır asla görmediğim

ve göremeyeceğim yıllar boyu duruyor

 

sirenler olmadığı zaman zamanın en absürd yerlerinde, kesilmek zorunda rüyaları andırdığı anda anılarımız

bu rüyaların ( ? ) birçoğu boyu ismini sayıklamış olsam da

sadece müziğin ve görüntünün verebileceği hisler olması ve bunun yarattığı burukluğa benzer

 

endişelenmenin ve bükülmenin lüzumu yok artık

uyumak gerek sadece

bir kez daha

bu gece de

uyuyalım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2 Replies to “Estet ve 80 Yıl”

  1. nothing adlı kullanıcının avatarı nothing dedi ki:

    serin

  2. logicalfallacy adlı kullanıcının avatarı logicalfallacy dedi ki:

    bu sırada üst üste dinle

nothing için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.