ZOR, 1.KISIM

O eve ilk taşındığımda, sayfalarca yenilik, sayfalarca düşünce sarılıydı kalemime. Hepsi çözülerek sayfalara yayılmaktansa kaleme yapışıp kaldı, ve artık o düğümü çözmek oldukça güç. Kendime verdiğim sözleri tutmak adına, duvarların, karanlığın ve bahar mevsiminin nabzını tutuyorum hala. Eskiden ritmi hissetmekle kalmaz, bazen tir tir titrerdim sallantıyla. Şimdi o nabız varla

KEHRIBAR

Uvertür Zaman ve serabın en yorucu ve aldatıcı uyumuyla her yıl yeniden tanışıyorum. Hallerimi ve hayallerimi baştan tanıdığım, tükendikçe güzelleşen bu görkemli yapıların içerisinde en yılgın zamanlarımı kabulleniş ve barışla sindirirken, yüksek sonbahar havasını ve kendi yüreğime olan özlemimi derin bir yorgunlukla çekiyorum içime. Bir gün daha. Bir hafta daha.

DİYALOG (HAZİNE KUYUSU)

Adımlarımı sen sayabilir misin? Aksi halde geri dönmem imkansız. Artık diyaloğa takatim kalmadı. Güneşi bugün de senin kollarında karşılıyorum. Doğum günü çiçeklerimin birinci doğum günü yaklaşıyor, onları yattıkları yerden kaldıramadım. Bir çeşit mana aleminde tanıdığım üç kadından birine benzer, etrafımdaki olağan, günlük mucizeleri sayıyorum bugün. Asla azat edilmeyeceğini bildiğim bir

AZAT

Bazen seni özleyeceğimi düşünüyorum, biraz daha zamanım olsa. Ben halbuki daima zaman yaratmışımdır, tatsız tahayyüllerin altını üstüne getirmeye. Bunu yapmadığım bir dünya hayal etmek zor, ama artık ince şeyleri düşünmeye zaman kalmadı. Şehrin göbeğinde geleceğimle güreşiyorum. Camdan cama, yürekten yüreğe senin aşkının dönüşmüş ve olgunlaşmış halini yansıtıyorum. Binaları sarmalayan rüzgar tünellerinde sana

ATALET

En son bu deftere yazdığımda daha tanışmamıştık. Şimdi, yarın yokmuş gibi yazıyorum, böyle nefes alabiliyorum paylaştığımız bu yılın içinde. Akşama doğru, ölümleri düşünüyorum. Düşünceler de, rüzgarlar da, bu saatlerde güneşin elini gecenin boynuna kadar uzattığı bu ülkede birbirinin içine akıyor. Yalnızların her birinin kadehinin içine savaşlarca yorgunluk doluyor. Âna ve

YENİ KALP

b.g.’ye Bilinçdışının Vücuden Tezahürü Evin kapısından içeri adımını attı. Çocukluğunun bir kısmını geçirdiği, ona dertsiz tasasız bayramları hatırlatan eve, biraz da ninesinin küçük ve sıcacık, pembe duvarlı evine benziyordu. Duşun sesiyle kalbi hızlandı. Ortam ile hissi bağdaştıramadı, çocukluğunun ve en yeni hislerinin parmak uçları birbirine değiyordu. Oturma odasına doğru, yere

BAHARIN İKİNCİ YÜZÜ

“Rüzgar taşımaya ve kavuşturmaya, üretmeye ve yok etmeye hasret. Bu koku geliyor işte baharda burnuma. Kimse kıymetini bilemedi, ne zamanın ne de onun ürettiği nadide şeylerin. Bir konuşma, bir an, bir aşk olabilir. Kayıplarınızın hangisi hatıranıza, bugünün filmine bir yangın olarak düşüyorsa, odur en büyük ziyanınız.”

GÜNEŞİN ALTINDA YENİ BİR ŞEY YOK

Geçtiğimiz günlerde, girdiğimi hatırlamadığım, seneler önce Küçük İskender’in jüri başkanlığını yaptığı Terakki Liseler Arası Şiir Yarışması’nda Hiçlik teması üzerine yazdığım bu yazım ile “Mutlaka Önemsenmesi Gereken Katılımcılar” arasına girdiğimi öğrendim. Nasıl olduysa ne okuldan duydum derecemi, ne de girdiğimi hatırlıyorum. Şans eseri öğrendim. Hayatta bizden kazayla ya da bilerek esirgenmiş

AİT OLMADIĞIN YERLER

Kulaklarım çınlıyor. Bu sefer geri alınamaz, affedilemez bir sözün, bir mimiğin ya da bir terkin arkasından kopan çığlığın yadigârı. İdea, bu kadar derin olmasına katlanamadı asla hayal kırıklığının. Şeylerin ilk örneği, suratıma sağlam bir tokat indirdi. Aklımın en gergin lastiğinin bu kadar ani fırlayıp gideceğini öngöremedim. Bu sebepten, bulantı bu

SEKTE

    Sanatın ve aşkın bu kadar yanlış hissettirmemesi gerekiyordu. Çocukluğumdan en çok bu hissin yokluğunu  özlüyorum.   Belki başka bir insana karşı derin bir aşk hissedemezdik çocukken ama şeylere, oyunlara, bin bir türlü varoluşa bambaşka şekillerde aşık olduğumu hatırlıyorum. Bu konuda eksik veya üzgün hiç hissetmedim, herhangi bir şey

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.