Yankılar

Ellerim ıslak. Yine farklı yerlere yürüyorum hataların içinde, arkasındayım. Hep varım, olacağım. Sıkıştım burada ve artık gerçeği başka şeylerden ayıramıyorum. Farklı şekillerde nasıl var olunur unuttum, muhtemelen daha baştan da bilmiyordum. Karanlıktaki enstrümanın bozuk akorunun içindeyim ve burada çürük melodiler, kararsızlığın ve korkunun, alttan çıkmaya çalışan diğer aciz bir hissin stabiliteyle savaşı var. Tekrar kendime 13’ün 5’ini hatırlattım, her yerde ve yok olmayan lanet, lanetim. Uyku çalıyor arka planda, dışardan pasif ve sakin görünen uykunun içi tamamen çürümüş, sesi düzensiz ve rahatsız edici, kulaklarım acıyor. Olsun, bir farklılık ve vizyonun ağır ve acılı değişimi bu, içim cayır cayır yanarken bile hâlâ bu iyi diyorum, bu fazlasıyla güzel.

***

Kızıl veya kömür siyahı saçlar, ritüelimiz buydu ve içim hâlâ kavrulurken siyahı seçmiştim. Enstrümanların içinden çıkan sırlar, gerçekler tuhaf bir ahenk içinde gözlerimi kapadığım her anın içindeydi. “Önemli değil,” diye düşündüm, farklı bir ekolün aşıladığı bir düşünceydi bu, genelde geceleri karşılaşan iki insanın birbirine sessiz sözüydü. Arada kime olduğunu hatırlayamasam da her gece tutuyorum sözümü. Deniz bisikletleri, nehir, 3 saatlik uzaklık, yanlış anlaşılma. O gün yanlış anlaşılmış olmak bana garip bir rahatlık ve haz vermişti. Tabii ki gece sevişmek istedik.

***

Olmadık, olmayacağız. “Kesinlikle doğru,” dedim içimden ve sonrasında bu cümleden aldığım haz gün geçtikçe arttı çünkü olmadığımız, olamayacağımız şeyden çok daha üstündük her zaman. O gece beni ömrüm boyunca toksik yağmurlarla zehirleyecek bulutlardan kurtardın.

***

Ellerim ıslak, ellerim çok uzun süredir ıslak.  Birbirimizi gördüğümüz aykırı bir zamanda “Işıklar çok parlak, çok ses var.” demiştim ve o an tek düşündüğüm, uzun süredir arzuladığımız ürperişi yaşamaktı. Görüştüğümüz zamanınki gibi bir aykırılığa bir daha girmedik. Bazen ormanlarda gezdik, gezdik “gezdik”. Öyle derin şeyler falan konuşmadık hiç, ne var ne yok, “olmak ya da olmamak”. Konuşulması gerek(meyen) başlığı altında tuttuğum şeylerin bir tanesini bile onunla konuşmadım. Bu “şeyleri” aramızdaki tuhaflığın içine gömdük, zaten tuhaflığın sebebi de şeylerin sessizliği olmalıydı diye düşündüm, en azından geceleri sözümü tutmaya çalışırken kendime öyle dedim.

***

Kötü şeylerin başlangıcından itibaren sürekli araya farklı oluşumlar, bir çeşit sınama girdi (ya da kafamda uydurdum) ve zaman aldılar, şarkılar başta çok hızlıyken gittikçe yavaşladı ve fotoğraflar basitleşti, aydınlandı. Eski fotoğrafların karmaşıklığı ve karanlığı gömüldü içimize.  Bir yerde saklanıp bekleyen, mürekkebi asla bitmeyen bir yazar ilk defa birine hitap etti ve birkaç saniyeliğine aldığım derin nefesle ciğerlerim o kadar genişledi ki bir geri dönüşün ve uzun vadeli bir ağrının bitişini hissettim içimde.  Birkaç saniyeliğine, artık hareket bile edemediğin anın geldiği zaman için koyulmuş kural budur.

***

Basit döngüyü ve işleyişi kabullendik, bizi tam da bu birleştirecek. Bedenlerin ötesinde olmasını da şöyle bir düşünmüştüm birleşmenin,  fakat çoğu zaman bunun yokluğunu ve yorgunluğumuzu da sarhoş aramalar sırasında kabulleniyoruz.

“hayır, o öyle denmez, günaydın denir.”

****

Genellikle sessizce çürüdüğüm yerin zarif akustiğinde ölüm bile gayet güzel duyulur.

One Reply to “Yankılar”

  1. kasim adlı kullanıcının avatarı kasim dedi ki:

    Kitap yazmalisin. Yazilarini çok begendim

kasim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.