DİYALOG (HAZİNE KUYUSU)

Adımlarımı sen sayabilir misin? Aksi halde geri dönmem imkansız. Artık diyaloğa takatim kalmadı.

Güneşi bugün de senin kollarında karşılıyorum.

Doğum günü çiçeklerimin birinci doğum günü yaklaşıyor, onları yattıkları yerden kaldıramadım.

Bir çeşit mana aleminde tanıdığım üç kadından birine benzer, etrafımdaki olağan, günlük mucizeleri sayıyorum bugün. Asla azat edilmeyeceğini bildiğim bir köşesi var aklımın. Oradaki iki  iki üç leke dışında pırıl pırıl zihnim.

Biz mucizesine dair bir işaret koyuyorum defterime. Bugün özel bir gün, seninle uyanmak olağan bir mucize değil.

Ellerim kaleme yabancı, huzuru bulması zor sokaklarda bekleyen bir varsayım olarak hissediyorum. Her gün eşsiz bir liyakatle yaklaştığım hazine kutusunun dibi bir süredir karanlık. Hazine kuyusu. Belirsizliğe karşın, aşk, korku ve ümitle oyuyorum yolumu. Bir yürek dolusu şüphenin yanında, bazı sırlar var beni ebediyen koruyup kollayan. Bir imge serisi halinde tahayyül ediyorum onları:

Kelimeye saçılamayan tasavvur,

Serap gibi bir hediye, dokunamadığım, açamadığım, fakat kelimenin en az bir anlamıyla “varolan”,

Zaman ile mühürlenmiş bir mektup. Şimdi fark ediyorum ki İstanbul’un yapış yapış sıcağından başka bir şey eritmez bu mührü.

Evrenin ışıkları,

Evrenin melekleri.

Doğduğum topraklardaki belirli rüzgarların içinde gizli beni hayatta tutan şey. Lodos ya da poyraz, ne yönden eserse essin, suratıma çarptığı anda bildim hep nereye ait olduğumu. Müzik işte bu havayla başka şehirlere taşıdıkça tuhaf bir sükunet kaplıyor içimi, sanırım beni orada hep bekleyen sevgiyi bilmekten. Belki de aklımda yarattığım bir davetiye, dünyaya attığım bir bakış. Bu gibi sorularımın cevaplarını bilmesem de yanı başımda hissettiğim anlar oluyor. İşte o zaman kelimeler cevhere dönüşüyor ve ben sonsuz bir zevkle diziyorum onları zihnime, ve havaya. Milyonlarca ışık el ele tutuşuyor bana bu güvenceyi bir saniyeliğine bile olsa hissettirmek için. Evrenin melekleri.

***

Aynı sıcak, ve bugün gövdemde yükselen aynı tutkuyla, o yıllarda yürüdüğüm beyaz sokak, bomboş bir cadde, taze çimento, bugün hazine kuyusundan çıkan bir diğer mucize. Oluşunu, hayatımın o noktasındaki önemini arz ediyor bana. Melekler tarafından, bugün neden burada olduğuma dair merhametli bir hatırlatma.

Her yer beyazdı, şehrin geri kalanının hiç görmediği bir sebat vardı o taşlarda. Bu noktada, göğsüm hızla yükselip alçalırken bir kez daha idrak ediyorum ki, aşkın gücüyle yazılanların çok küçük bir kısmı aşk üzerine. Nefes nefese olma hali bir anlığına eski birini bana geri getiriyor. Beyoğlu sokaklarında, nefes nefese, belki gözlerimizde bir tutam korkuyla birbirimize bakıp, öpüşerek uzattıkça uzattığımız bir dakika. Ne büyük kurtuluş, ne büyük galibiyet. Hiçbir zaman tam olarak ifade edilmesi mümkün olmayan şeyleri anlatmakta çok daha kabiliyetli olduğum zamanlar.

İşte tam şu an, en büyük korkularımdan biri gelip çattı, geriye baktık ve üretme faaliyetinin tekerrüri doğasını teyit ettik. Çocukluk kabuslarımın ve daha az tutkulu hatıraların nispeten başarılı icraatlarını yeniden icat ediyorum. Belki de önümdeki kapıyı açacak olan budur, geçmişte yeni bir şey bulmak, ölüleri hortlatmadan.  

Günler alev alev ve ben bugün gibi yumuşak ve serin nadir günlerde camdan esen rüzgarla ancak buluşabiliyorum düşüncelerimle. Aslında fikirler içimde, sanki karnımda, vücudumda bir yerde ilham köpürüyor. O köpürdükleri yer, hem vücudumun içi kadar yakın, hem de denizaşırı bir uzaklıkta gibi geliyor. Sanki bedenimde depolanmış yaşanmışlıklar ve tüm ilhamım, karnımdan yukarı, dudaklarıma doğru ifade edilmek üzere hareket eden fikir, buharlaşıyor kelimeler sarf edilemeden, ve ben eşi benzerini daha önce deneyimlemediğim, vahim bir kuraklıkla kalakalıyorum. Diyecek çok şey var, fakat deme isteğimle birlikte diyebilme yetim de yok oluyor sanki süreç içinde. Bazense anın içinde öylesine kayboluyorum ki gözlerinin içinden çıkıp kaleme uzanasım gelmiyor. Her gün biraz daha şişiyorum, hayalet potansiyelin verdiği bitkinlikle.

Her yad edişte kalbimi kıran bir takım dakikaları hep yanımda taşıyorum. Sanırım bunlar da dayanılmaz bir yük oluşturuyor üzerimde. Onları hep kalbime yakın tutmaya çalışıyorum, çünkü yaşamın hızı onları her an uzaklaştırıyor benden. Daha bugün, bir ya da iki arkadaşımla geçirdiğim şahane bir günün hatırasının, onun gözünde gördüğüm neşenin benim hatıram olup olmadığını sorguladım istemeden. Bu benlik kaybına cevaben, en yakınlarımdan alıyorum bazen kendi haberlerimi.

Adımlarımı sen sayabilir misin? Artık (yaşamla) diyaloğa takatim kalmadı.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.