SEKTE

 

 

Sanatın ve aşkın bu kadar yanlış hissettirmemesi gerekiyordu.

Çocukluğumdan en çok bu hissin yokluğunu  özlüyorum.

 

Belki başka bir insana karşı derin bir aşk hissedemezdik çocukken ama şeylere, oyunlara, bin bir türlü varoluşa bambaşka şekillerde aşık olduğumu hatırlıyorum. Bu konuda eksik veya üzgün hiç hissetmedim, herhangi bir şey beklemedim, geceleri uykumu kaçırmadı, fakat o anın içerisindeyken her şeyimle sevdim. Hepimiz sevdik.

 

Sanki çok şey görmüş geçirmişim gibi bin bir türlü kafesin içinde kendi nihai aşkımı bulmaya çalışırken de hala çocuktum aslında. O zaman bunu duymaktan nefret ederdim, ama çocuktum, tüm “karar”larım istismara açıktı. Alevlere bilerek yürüdüğümü bastıra bastıra gururla söylemekten hoşlanırdım, bunu bilinçli olarak, kendi irademle yaptığımdan emindim. Tüm bunlar sırasında, evim alevler içerisindeydi. Alevler uzak değildi, benim bu konuda hiçbir söz hakkım yoktu aslında, ben seçim yaptığımı sanıyordum. Çocukken bilemiyorsunuz.

 

 

Her gece seni parmağında oynatan rüyaya meydan oku.

İlk teleskobumu düşünmeden satın alabileceğim noktaya geldiğimde yıldızlar hala ilgimi çekecek mi bilmiyorum.

 

 

Bilincim gözümün önünde ipliği sökülmüş bir çorap gibi hızla çözülüyor. Bilinçsizce, “öylesine” diyip kenara attığım her şey: Önceki akşam göz ucumdan zihnime süzülmüş, tanıdık tabelalar, yüksek binaların içindeki binlerce sandalye, floresan ışık, unutamadığım aşk.

 

Yaradılışı tamamen ve sadece bana ve benim farklı yaşamlarıma ait arketipler, hepsi birbirine örülü.

 

  1. Beton ev, yağmur, fırın, beyaz yün kazak, misafirler, huzur.

 

Bu tahayyülde bekliyorum. Bana zaten var olandan (?) çok daha fazla mutluluk getirecek birilerini bekliyorum. Bu hayattan bir görüntü olmadığını işte oradan anlıyorum. Bir çeşit yahni pişiyor, odadaki tek aydınlık fırının ışığı. Dünyanın şu an bulunduğum kıtasında, bu sahnedeki gibi bitkiler yok. Çok uzakta olsam gerek, bitkilerin kocaman, parlak yeşil yaprakları var. Hepsi yağmurla ıslanmış, hafifçe camımı dürtüyorlar. Kırık beyaz, yumuşacık bir kazak giyiyorum. Tenime yakışan bir beyaz tonu nihayet bulmuşum. O an, odanın içinde olmasalar da, kendi ailemin varlığını, kendi gördüğümün aksine sevgime koşullar koymadan yetiştirdiğim çocuklarımı bedenimi kaplayan bir sıcaklık olarak hissediyorum. Hayatımda bu hayalde hissettiğim kadar derin bir huzura gömülmedim.

 

Bunların hepsi zihnimde durmadan oynuyordu sonbaharda. Başka bir kronolojinin huzura nihayet ulaştığım çağı, buranın sonbaharıydı ve beni tanıyan herkes bilir ki ben bu yaşamda, ben olduğum sürece, sonbahar beni korkunç bir kederle tüketir. Belki o yaşamda yazın doğmamışımdır. Küçükken yarım yamalak okuduğum tek bir kitabın içinden çıkıyor bu boyutun anahtarı. Bu rüyayı uyurken görmedim.

 

  1. Uzun, evrenin tek bir noktasında mükemmelleşmiş bir vücut. Bir zihinde bile mükemmelseniz en üst noktaya ulaşmışsınızdır, böylesi bir dünyada en iyi şansınız budur. Tanıdığım ve tanıştığım herkeste bu dış görünüşten parçalar var artık ve daima olacak. Bazen hayatımda her bir yeni ve özel insanın aslında bir yapboz olduğunu düşünürüm.

 

“Sen” konusu, biraz daha ciddi. Yoluma çıkan herkesi, onlara haksızlık ederek, sana benzetmeye çalışıyorum. Sonra oluşları yavaşça sana dönüşmediği için arkalarından ağlıyorum, bu klişeden inanılmaz keyif aldığım ortada. Hayatımda yaşadığım en büyük arınmayı, ve sonra kendi başıma, tüm kemiklerim toza dönmeden son anda sırtımdan attığım yükü, tekrar tekrar üstlenip, tekrar aşık olup, defalarca kez daha bağırış çağırış unutuyorum. Seni, senin nefes alışını tekrar tekrar yaşayarak heyecanlanıyor bilincim. Yaza yaza seni ve benzeri doğa üstü olayları yüzlerce farklı formda yazdım.

 

  1. Meditasyonun korkunç derecede rahatsızlık verici olması. Yazıyorum, hep yazdım, günün her anında birçok şey düşünüyorum, birçoğu kendime dair, güzel ve çirkin şeyler. Sürekli kafasının içinde yaşayan bir insanın ve orada huzurlu olduğuna yemin edebilecek birinin aslında zaten çok gelişmiş bir meditatif dinamiğe sahip olduğunu düşünebilirsiniz, ancak öyle değil, zihnin hiper aktifliği vücudun duygusal reflekslerini, seğirmelerini köreltiyor. Sessizlikte nefes alışıma odaklandığım zaman delirecek gibi oluyorum. Tüm organlarım konuşuyor sanki. Vücudun farklı yerlerinde depolanmış patlayıcı hareketlerin tek anahtarı travma ve ben nefes alışıma odaklandığım zaman hepsinin organlarımın üzerindeki ağırlığını hissediyorum.

 

  1. Geceleri hayalde birlikte olduğum, tanıdığım ve tanımadığım kişileri gün boyu özlemek.

 

Sokakta yürürken, bakmadan gördüğüm, sinsice herhangi bir sebepten zihnimin bir odasına süzülmüş olsa da, unutulmayası biri olduğuna karar veriliyor. Kendimi yataktan kaldıramadığım, akşamdan sabaha atlamak istediğim, geceye veya harekete tahammülümün olmadığı günlerde, kısacık uykularımın içine girip bana ihtiyacım olan sarılmayı, öpücüğü, yakınlığı veren hayaletler. Binlerce farklı okazyonda, zihinlerimizin yaşamamızı sağlamak için ne yollar kat ettiğine şahitlik ettim, etmeye devam ediyorum. O gün, o adam, uzun bir yaşanmışlıktan sonra, yıllarca birbirinden uzak yaşamış, hayatlarına acı ve hasret derinlerinde bir yerlerde gömülü devam edip, birbirini unutmaya yüz tutup, sonra bir nevi elektrik şokuyla birbirine kavuşmuş  aşıklarmışız gibi öpmeseydi yüzümü, yarının bugünden biraz bile farklı olabileceğine dair inancımı kaybetmiş olabilirdim. Sizin bahsetmeyi çok sevdiğiniz “gerçek dünyada”, dokunup görebildiğiniz şeylerin güvenli ve rahat kollarında yaşanmış bir deneyim değildi, fakat bilinçli zihnimin hiç görmediğine yemin edebileceği bir hayalet materyal bir anlamda kurtardı beni o gün. Uyandığım an korkunç bir hasretle kavruldu yüreğim, fakat iki kalp atışı kadar sonrasında veda öpücüğünü hissettim ve “gerçek” günüme devam ettim.

 

 

 

 

Beraber geçirdiğimiz son günler aynı böyle güneşliydi. Hatta geleceğimden vazgeçme kararını tabii ki, bir yaz günü veriyordum, az kalsın. Şaşırtıcı değil. Biz zavallılar güneşle doğup güneşle ölmekten başka ne isteriz ki?

Burada böyle günler sık gelmiyor, bu fırsatı o özgün sevinci tüm uzuvlarıma yaymak için bir araç olarak kullanıyorum .

 

Bazen en iyisini umarsınız ve “en iyisi” tükürüverir suratınıza.

Cennet vadisinde sizi sadakatin buluşturduğu ilk gündeki hissi tekrar yaşadığında kimin gözleri dolup taşmaz ki?

Mükemmel bir dünyada bu neslin hastalıklarının panzehri sadece sadakat olabilirdi. Bu dünyada birçoğundan tek bir tanesi.

 

Sanatı bir an bile kavanozlayabildiğim anlarda yaşamın tüm görkemini ve dengelerini bir nefeste kavrıyorum, sonra kapağı zar zor da olsa tekrar açıp, onun bu anını özgür bırakıyorum.

 

Zamana bir tek o müdahale edebiliyor. Kuru sancının ortasında bir ese muhtaç olduğumuzda, o zorbayı bir an olsun durdurması için çağırdığımız kurtarıcımızdır sanat.

İhtiyacım olan tüm formları alabilir. Hem sabahın ilk ışıkları, hem parlak bir ateş böceği. İkisini de öldüremem. Sadece sancı kesilir ve tüm detaylarıyla seyredebilirim onu bir anlığına.

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.