BARİZ VE GERÇEK, SON GECE

BARİZ GERÇEK

 

Son gece

Edebiyatın bol gönlünü hak etmeyen

Herkesle birlikte yazıyorum

 

Gri ve yeşil

Acemice karalamalar.

Savsak cümlelerinin arasından

herhangi bir cevher görme umuduyla

Kafamı kağıda doğru eğmişken

Begonvillerin uçuştuğunu fark ettiğimde

ister istemez

Ben de fazlaca sallanıyorum.

 

Biliyorum, demeye cüret ettiğimde

Dediğim her şeyde toyum.

Belki size garip gelebilir

Büyümeye herkesin birbirinden meraklı olduğu

Hepimizin son kullanma tarihinin

erkenden belirlendiği bu dünyada,

Fakat benim bu hâl ile sorunum yok.

Çoğu yerden alabildiğimi alıp

Deneyimlerin üzerine kaymak gibi yayılmış cevahirle,

Yani

Bilgi, his ve zamansız, sonsuza kadar

yeni biçimler alacak hatıralar ile

Kopabildiğim kadar hızlıca kopup gidiyorum.

Güçlü yörüngelerden,

Ağır deneyimlerden sıyrıldığımda gayet tabii ki,

Sağa sola fırlayabiliyorum

Fakat her seferinde savrulmaya değdiğini biliyorum,

Kendini yeniden yaratmanın bin bir türlü yeni yolunu bulmanın.

Olgunlaşmanın ardından, çürümenin geldiğini de biliyorum.

 

***

 

SON GECE

 

yaşları koca dağlarmışçasına

birer birer aşmış

ölene kadar kalbime sahip olacak tek kişi,

 

çok fazla şeyi yanlış yaptı

ama onu suçlayamam

insan yaratma eylemini

böylesine büyük bir ölçüye taşıdığı zaman

sonsuz büyüyecek varlıkları

yaratabilecek seviyeye ulaştığı zaman

yaratımın sonuçlarını ve

böyle bir zihnin doğuşunun gerektireceklerini

kimse öngöremezdi.

 

 

Gözler önüne serilmişken

İster istemez yaratılan

Hep süzülüşünü sürdüren,

Her zaman sadece,

Tanışıklık olarak kalacak etkileşimlerle

Belki şimdi değil, fakat bir gün

uyumlu olabileceğimiz hissini veren

onca insan ve

varsayımsal bağ ile

Bambaşka, fikrî aşklar yaşıyorum.

 

Bizden öncekiler birçok fenalık ile sınandı.

Biz, dijitallikle sınanıyoruz.

 

Bakışların tüm açılarını değerlendirmek

Ve onların optimizasyonu için

Beynimi akıtıyorum meşgalesizce.

 

Bazı yazarlar için, gayet belirgin

takıntı aralıkları vardır

Bazı zamanlar, tüm materyalin akışının

Tek bir kaynağı olması

Ve tüm görünen çeşitlilik,

“Başka” karakterler,

Onun türevleri oluverir.

 

Tek biri.

Tek bir şey.

 

Onu bütün güzel ve çirkin ışıklarda

Ve sürekli, her seferinde

Başka kişilermişçesine

Tek bir kısmını alıp etrafına çağrışımlar ekleyerek

Yazarız.

Bu, karşılıksız aşkın en güzel suretidir.

 

—-

 

ÇOCUKLUK

 

daha küçükken

hareketlerimiz daha

zihnin sert kayışında

“rafine” olamamışken

Birbirimize doğru yürüyüşlerimiz

Bir meçhul yakınlık umuduyla yaklaşıp,

Ellerimizi büyüme depremine karşı

Birbirimize uzatacak gibi olup geri kaçmalarımız,

Daha başka, anlamını pek de bilemeden,

Düşünmek zorunda olmadan

yaptığımız hareketlerimiz

Çok uzak

yaşlandıkça tükenmek zorunda olmadığımız bir gerçeklikten

fırlamışçasına:

Çocukluğumuz.

 

“Komik” isteklerin

keşfedişlerin,

kıkırdamaların yankılanışıyla gelir bu

uzak diyardan hatıralarımız.

 

An an attığımız güleç bakışlar,

Çakmak çakmak gözlere çarpan ışık

Tüm pırıltı

Güneşin denizin üzerine gelişigüzel attığı bakışlara benzer.

 

İşte tam bu zamanlarda

Kendimden çıkıp

Ellerimi ve gözlerimi

Kirpiklerimin cesaretini

Bedeniminse görünmez olup,

Dünyaya meydan okuyan dengesini

İzleyebilsem keşke.

O zamanlar ne erkek, ne kadındık, ne de herhangi bir

Başka kutuya sığmak zorundaydık

fakat bir şekilde bunu iliklerimize kadar giden bir arzuyla

kovalamamız gerektiği öğretildi bize.

Son kullanma tarihinin bir an önce belirlenmesi

Ve bu tanımsız, özgür varlıkların

Yılların yükünü bir an önce sırtlanabilmeleri için.

Çocuklar oysa ki,

Hiçbir şey olmak için yola çıkmazlar.

Şafak vakti deniz gibi berrak ve parlak zihinlerle

Patır patır yürürler yaşamın içinden, yürüdükçe anlayarak.

Biz,

“yetişkin” olacakların

Mahpus zihinlerine ve orada

Üst üste istiflenmiş

Zavallı kutucuklara

Sadece kıkırdarlar.

Aşk ya da gelecek bir şakadır

“Seçimler” ise tam olması gerektiği gibi:

Rastgele.

Ne hapis var,

Ne “eskiler”.

 

***

 

ÇOCUKLUK, YENİ GÖZLERLE

 

kollarını açmıştı açabildiği kadar

kızıl kahve gözlerini dikmişti göğe

saçlar salınıyor kayıtsız rüzgarla

bedenin kalanı da sessizce taklit ediyor saçlarını.

Komik bir dans ediyor.

 

Büyümeden önce

Aklımız sadece anın içinde.

Sonra tam tersi:

An dışında her yerde.

 

“Ne kokluyorum?”

“Neye bakıyorum?”

“Neredeyim?”

diyor kendine

 

Ve tabii ki, “Merhaba” diyor,

Tanışmak istediği her şeye ve herkese.

Cennetlerin ve bir mekanikten çok bir nehre,

havaya benzemesi gereken

Yaşamın,

Asıl doğallığın elçileri,

Çocuklar.

 

***

 

BARİZ GERÇEK, BÜYÜMEK, EKLEM AĞRILARI

 

Ağaçların ve heykellerin,

Rutubetin ve ferahlığın arasında,

Kendimleyim.

Şehrin bir şekilde sevişmenin yolunu bulduğu

Birçok oluşumdan biri, doğa.

İşte tam bu anda

Kendimle ne yapmak istediğim

Sorulmuş olsaydı

Sadece kendimden sorumlu olmanın,

Günışığının,

Bu mimarinin tatlı sert fısıldamalarının hafifliğiyle

Çok daha farklı cevaplar verirdim.

Fakat gelin görün ki

Bu an gibi sadece benim

Ve bana bağlı olan olan

Çok az şey var hayatta.

Şehrin doğanın nüfuz edemediği kısımlarında

Kalabalıklar üzerime şahlandıkça bunu unutuyorum.

Ne yazık ki hepimiz, en korkunç şekilde

Bir diğerimize bağlıyız.

Bu anın içinde taşıdığım

Uzun uzun kafa patlattığım

Tüm planlarım

Sadece burada ve şimdilik var.

Böyle desem de

Kaynar sular dökülüyor sanki başımdan aşağı

Ölümle yüzleştiğim anlarda.

En yakınlarıma Sırt dönmekten korkarken,

kendime sırtımı dönmüş

Ve kendimi,

Onlarca puslu sabah

Sadece düşüncesinin bile beni yataktan

her seferinde kaldırabildiği birtakım şeylerden

bir sonsuzluk boyu mahrum bırakmış olmaktan korkuyorum.

 

Bedenimde içten içe beni bitap düşürecek fenalıklara dair gerçekleri

bana bildirmesi için güvendiğim makinenin içindeyken,

ne kadar fazla planımın

“olmam gerekenin”

“iyi şartların”

ve gücün, çürüyüp

kucağıma düşüşünü izledim.

Makine,  “Hayır” dedi.

Ben de, gayet insanca,

“Ölmüyorsam, gücü kovalamaya devam ederim” dedim.

 

***

 

SON, EL ELE, TÜM TESELLİLERLE

 

Sizi seviyorum

Üç kişinin aşkı sandığınız kadar uzak değil kimseye.

 

Ben, sizin gün ışığının çalındığına tüm kalbinizle inandığınız,

Geceye dönüşen günlerinizin sabahlarında,

Perdelerin arasından sızan ışık huzmesiyim.

 

Sabaha yakın, gördüğünüz buğulu rüyaların

Ve içinizde gittikçe büyüyen taşın ağırlığıyla,

Perdeye yürüyüp

İçinizi bin güneşin paniği sardığında

Perdeleri aniden açışınızdaki cesaretim.

 

Şişmiş gözlerinizden akan tüm kabusların,

Ve rüyalardaki tüm sevişmelerin

Birleştiği yerde

Kalbi hızlandıran sıcaklığım.

 

Gözlerinizden kalbinizi ve tüm öpücükleri esir alacak ışık,

Hızınızı alamayıp, havanın, ışığın ve saatlerin

aniden size sırtını döneceği korkusuyla

pencereyi suda can simidine tutunur gibi çekip açtığınızda

ciğerlerinize dolacak taze havayım.

 

Gizli gizli sevdiğiniz tüm çiçekler ve uçuk renkler,

Dinlemeye cüret edemeyeceğiniz tüm müziklerim.

 

Geçmişinizdeki tüm sebepler,

ve geleceğinizim.

 

Sizi seviyorum.

 

 

***

 

ÇOCUKLUĞUN ARDINDA, YAĞMURA BAKAN PENCERE

 

Balkonumdan içeri, ayaklarıma sonbaharı fısıldayan esintiyle, çıngırağın, ninnilerin uzak hatırasına ve şimdinin barizliğine karşı, bedenimi nihayet bırakıyorum.

 

 

 


Cover: Henri Matisse,  Dance (I),  MoMA

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.