SESSİZLİKLER ÜZERİNE

Yazmıyorsun, yazmaya çalışıyorsun. Detaylar önemli değil. Hayatında bir şey yazmış olarak ölmüş kişi çok az, ve iyi olmak istediysen de hayatında o kadar nadir olmak hiç istemedin. İçeriğin üstünlüğü nadirliği beraberinde getirirdi. Eğer kendinden bir şey çıkaramayacak olursan (herhangi bir sebepten) onca sorumluluk , ziyan , hepsi omuzlarında. Yazmaya çalış.

Fazlalık değil sıklık. Birçok şeyin anahtarı bu üç kelime ama bunu ne kadar fazla tekrarlarsak bayağı ruhlarımızla o kadar birleşirmiş gibi davranmamıza gerek yok. Deniyorum. Yazımın hızlı olmasını deniyorum. Yavaşlık çok başımı ağrıtıyor artık, lafı dolandırmak başımı ağrıtıyor. Anlamasınlar diye uğraşmak, imgelerin içinde komik olayları yüzdürmek sıkıcı geliyor. Yazımın hareketini sağlamaya, beynimi uzun uzun uyuşturmamdan, sürekli kolayı seçmemden kaynaklanmış banalliğini azaltmaya çalışıyorum.  Kavramları eskisi gibi tertemiz kesebilmek istiyorum zihnimle, içini açıp baktığımda berrak görmek istiyorum cümleleri. Bu manifestoyla zihnimi biliyorum. Sıklık.

 

***

 

Buradaki sessizlik beni evde çok daha fazla ses çıkarmaya itti. Şimdi gecenin rahat, tesadüfi ama bir şekilde her zaman gizemli sesleriyle yazarken fark ediyorum bunu. Hep benzer zamanları kullanıyorum üretmek için. Zaman asla banalleşmiyor. Gece eskimiyor, saatler klişeleşmiyor. Sabahın yeniliği asla gitmiyor. Kişi bu değişmez gerçekliği bir şişeye tıkabilse, ölümsüzlüğe ancak bu kadar yaklaşabilir. Şimdilik.

 

İnsana bir inzivaya ihtiyacı olduğu söylenebilir, buna gerçekten ihtiyacı olabilir fakat bunu inatla kendine vermez bazen, örneğin, zaman ve yerler gerçekten iyileşmek için sadeleştirilmediği sürece. Her yalnızlıkta ve her sessizlikte inatla yapay bir şey konuşturma ihtiyacı gibi.  Bu seslerin arasına müzik dahil olmaz genelde. Bazı tip müzikler sessizliğe mükemmel bir aksesuar olur ve kafamızın içine hiç düşmediğimiz gibi düşeriz.

 

Rehabilitasyonu kaosun içinde reddetmek kaçınılmazdır. Sadeliğe, yalınlığa götürülen parlak renkli, cayır cayır sorunlarsa insanın gözüne öyle bir batar ve öyle bir yakar ki etrafı, artık o ısınmış yaraları soğutup iyileştirmek kaçınılmaz hale gelir.

 

Bazen de teker teker hatıralardan ve zamanın içinden cümleler çeker zihin başka hiç ses olmadığında, bunlar sanki aklın içinde devasa bir arenada mide bulandırıcı yankılarla tekrarlanır, bunları boğmak için ışık ve hareket arar insan. Yeni ve büyük şehirlere atarız kendimizi. Gökdelenlerin arasında cümleler küçücük olur, yeni insanların içinde eskilerin yaraları gelecek sorunlar olarak yerleşir.

 

“Belki sandığın kadar iyi değilsin. Bilmiyoruz!”

 

Bu tip cümlelerdir boğulmaya çalışılanlar. Belirsiz dürtmelerdir. Bu fikir, beni iflah olmaz bir evrensellik arayışına itmişti. Bir anda her zamankinden görünür oldum. Bakın bana! Herkes baksın bana! Ben gece gündüz üretiyorum, bazen de yerli yersiz. Fikirlerimi ürünleştiriyorum. Seri üretimi sonunda ben de sindiriyorum.

 

***

 

İnsanın ömründe en az bir kez sessizliğin türlerini keşfedecek şekilde yalnız kalması gerektiğine inanıyorum. Dört duvar arası sessizliğin delirtici bir türü vardır, fakat hafif melodize olmuş sessizlik ise insan özellikle yorgun olduğunda aynı mekanda tadından yenmez. Uzun lafın kısası, aslında kötü olan boşluğun üzerine sessizliktir.

 

Şimdi, çeşitli gece canlılarının seslerini çıkarıyor bu kalem sanki kağıdın üzerinde kaydıkça, ve yemin ederim ki çok uzun süreden beri ilk defa farklı bir şeyden bahsettiğimi hissediyorum. Siz de takdir edersiniz ki bazen iyice kartlamış formları terk etmek ilaç gibi gelir insana.

 

Ben hayatım boyunca kağıt üzerinde oyunculuk yapacağım, kontrollü spot ışıklarını, istemediğim zaman uzaklaşabildiğim, beni nazikçe tutan ilişkilerimi çok sevdim hep.  Kontrolü sevsem de, şu an vazgeçmek ile, rahatsızlıkla barışıyorum ve sıradaki başkalaşımıma hazırlanıyorum. Düz söylemek istiyorum bir şeyleri, dümdüz ve yalın. Ben ve yalınlık birlikte komik olsa da,  şimdilik  buna sadece fazla yüklerimi atarak başlıyorum. Bu beni hızlandırdıkça gerisinin, hakkında düşünmeme gerek olmadan gelişeceğini biliyorum. Yazı hızlanıyor. Noktalarım artıyor. Virgüllerimi de hala çok seviyorum, ama lafı dolaştırmak için ya da buğulamak için değil sözlerimi, zihni renkli ve tasvirleri keskin tutmak için.

 

Değişiyorum, her zaman ve sonsuza dek.

 

Tüm değişime rağmen çekirdekteki birkaç şey aynı kalır hep, ne de olsa asla değiştiremeyeceğimiz birkaç şey ile doğup, kontrolümüzde olmayan birtakım sahnelerin içine doğduk ve bir şekilde büyüdük. Tek bildiğim bir şey varsa asla bej renk giyemem ve virgüllerden vazgeçemem.

 

Kontrast tek aşkım, hep ve daima.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.