ŞEHİR- YAŞAMIN ALTIN ÇAĞLARI

Tüm hayallerimiz sanki o havuzun etrafındaki mermerdendi

Korkunç, ümitsiz bir an istedim

Ve kendimi bu şehirde bulmayı aniden

Yol boyu hepimize daha fazla kapı açan

Müzikler çalsın

Hiçbir üstünlüğü olmayan

Son derece basit sesler

“Başka bir anlamı olması gerek” diye düşünürdüm

bu yalınlıkla bu kadar sarsılmamın

sonra

yaşamın tesadüfi seslerini andırdığını fark ettim

onların rüyadaki taklitleri

 

rüyada tuhaf olan her şey

son derece normaldir rüya devam ettiği sürece

bunun gibi bir yanılsama olsa gerek

yaşamın ve deneyimlerin idealize taklitleri

insanların olmak istedikleri

asla olmadıkları

ama olmuş gibi göründükleri

onca kişiyi, o idealdeki kabukları andıran

değişken his ve görüntüyü temsilen kulaklarımızdaki

kulağın her yöne çekebildikleri sesler

işte onları duymak istiyorum o korkunç olay ve

sonrasındaki yolculuğum boyu

 

kararımdan sonsuz, dipsiz, uçsuz budaksız bir pişmanlık duymak

hayatımın eserinin, hayatımın aşkının arkasındaki

itici güç

ezici pişmanlık

kullanılmış, eskitilmiş

klişe bir aşk hikayesi olsun istiyorum.

 

***

 

yine de ateşle oynamanın hissini tanımış olayım

ve orada kurduğum her ilişki

her arkadaşlık

kapıldığım her aşk

yaşama ve hayatta kalma arasındaki sınırı

tekrar tekrar tartsın

ve tekrar tekrar çizsin.

Yaşamayı orada öğreneyim.

 

Güneşin

Ateşin

Kızgın mermerin arasından yaklaş bana

 

Sadece cayır cayır yanma

Ve geceleri karanlıkta

ümitsizce ciğerleri dolduracak havaya muhtaçlığın mevsiminin

yaşandığı o şehirde

sen de ben de birer bitkiydik

güneş gücüyle üretmemiz gerektiği için

gençliğimizi orada yaşadık

cildim ilk defa soğurdu ışığı böylesine

dolgunlukla parladı

ve doygunlukla karardı

ve olgunlaştı

ısıyla

 

çocukluğumu yağmura aşık halde geçirdim

o zamanlar içimde yanan her ne varsa

farkındaydım

ancak hep söndürmek gerektiğini düşünürdüm

yağmur beni sadece bu yüzden rahatlatırdı

fakat

içim gençliğimle kavrulurken

tek ihtiyacım olan daha fazla ateşti

anne babamda gördüğüm

korun o ağırbaşlı kızgınlığı değil

açıldıkça daha çok açılan

yandıkça daha çok çıldıran

ateş

söndürerek değil

ancak daha fazla kömür atarak bulacağımı düşündüm

bulunması gereken her ne varsa

ve en tepeye kadar çıkmak istedim

acıdan bayılacağım yere kadar

kafam karışık olsa da,

dinlemeyi sevdiğim çeşitli uğultular

veda şarkıları bana yardım ederdi,

öyle sanmıştım.

 

herkesin birbirinden güzel olduğu bu şehirde,

hayatımın ışıklarıydı yanan ateşim

ve geceleri şehrin ufuk çizgisinde

seyrettiğimiz pırıltılar.

Gökyüzündeki yıldızları ben tamamen unuttum

kendim, yapay bir tanesine dönüştüğüm sırada.

Yaydığım enerji bedenimi uyuştururken,

ışığım gözümü kör etti.

Hiç o kadar güzel olmamıştım.

İnsanlarda arzulamanın farklı şekillerini keşfettim

hepsi ben olmayı arzularken.

Havuza bacaklarını uzatmış oturuyordun

eserini izlerken

eserin de seni izliyordu

hayatımda hiç öylesine görkemli bir figür görmemiştim

senden yayılan arzu da bir başkaydı

gözlerin çakmak çakmak

ısı ve kararlılık yayılıyordu

gergin cildinden

bedenimin yıllarca emdiği radyasyon

çok farklı bir kedi gibiydin

hiç öyle bir şey görmemiştim

 

buradaki yıldızlarla birlikte

çoğu zaman çok daha parlak yandık

ben ürettim

sonsuz ürettim

günlerce binbir türlü akışa bıraktım kendimi

saçlarım, cildim,

bedenim bu elektrik akımının içinde zerafetle evrildi

düşünmedim hiç görünmek hakkında

çoğu zaman görüntümü unuttum

görünen biri olduğumu

algım ve gerçekliğim tamamen benden ibaretken

görülmenin hiçbir anlamı kalmadı

en çok da o zaman seyredildim

 

bir andan diğerine

bir dakikadan bir sonrakine

damlıyorduk her gün çabasız ve gelişigüzel

yemek

bir sonraki randevu

para

düşünülesi şeyler değildi

bir şekilde oluyordu her şey

hayatın şifresini çözdüm sanmıştım

paramızın kirliliğinin büyüsü

bir kapalı kutu

gizemli ve sürprizli

çok çekici insanlar yapmıştı bizi

paylaştığımız psikozumuzu kimse bilmezken

arzu edilesi, tanrısaldık

göz kamaştırıcı partilerde odaya hükmederken

birbirimizden başkasını görmezdik

onlar da bizden başkasını göremezdi

 

bir gün sadece

yarattığımız kızgın çölün ortasında

psikozumuz içinde kaybettiğimiz yıllara

bir dönüp bakmanı istedim

baş döndürücü hedonizm içinde

kaybettiğimiz

bizim kadar gösterişli olmayan deneyimlere bakmanı

sanırım maddenin bendeki etkisi

geçmeye başlamıştı

gençliğe özel sonsuzluk maddesinin tesiri

içimizin ne kadar boşaldığını fark edememiştik

 

 

Ben yağmura tekrar çok zor alıştım.

Başta güzel yüzümü

ve “güzel” diğer her şeyimi özledim.

Sürekli ağzımdan ne çıksa

çirkin laflar söylediğimi düşündüm

hasret içinde.

“belki değişimin özünü bulursam,

geriye doğru değişebilirim” dedim.

 

Görüntüdeki değişimin,

güneşin gitmesiyle birlikte görünen birine evrilmenin,

hayata olan göbek bağımdan zihnime akan gerçeklikler olduğunu,

ve artık benim dışımda şeyler hakkında da yazabilmenin,

değişimin özü olmasa da

ona çok yakın bir şey olduğunu keşfettim.

Gerilememe gerek yoktu

varyasyon aslında

devam etmek için tek sebebimdi.

dönemezdim

ne o bana yeterdi

ne ben ona.

 

İpek elbiselerim,

Geceler boyu üzerinde kaydığım çarşaflar

ve esrik, sonsuz yaratma geride kalmıştı artık,

zihnin kolayca yontulduğu zamanlarda.

Hayatın yeni bir penceresiydi yağmurlar,

Sık sık kelimelerin boğazda tıkanması ve sürekli,

havadaki yorgunluğu ve rutubeti

yüzüme vuran ayıklığım.

 

Hayattayım ve

Senin yok olmanla birlikte artık

Sadece gökyüzündeki yıldızlar var benim için

Adlarını çocukken

Geceleri yağmur eşliğinde ezberlediğim

Beni o zamandan sarıp sarmalamış

Gerçek yıldızlar

Onların benden haberleri bile yok

Asla ben olmak istemediler.

O zamanlar, yorganın altında isimleri okurken

Bu gerçek beni geceler boyu sızlattıysa da şimdi

Bu ağaçlar, soğuk, ayıklık

ve cildimin yavaşça soğuyuşuyla birlikte

Çiğ bir rahatlama veriyor

Bana kayıtsızlıkları.

Ve yağmuru yaptığı her şeyle ilk defa kucaklayabiliyorum,

Soğumaya hazır halde.

 

Sanırım sen hala o genç şehirde

Birbirinden aç âfetlerin arasında sürükleniyorsun

Eminim ki sen bu cümleyi farklı kurardın.

Fakat ben biliyorum ki hayatımızın her döneminde

Her yere yetemeyiz değişime rağmen

Bu yüzden ve suçun gerçekliğinden, gitmem gerekti

Ayık değildim, sen sürekli birileriyle görüşüyordun sanki

Ben yazarken

Sadece ben vardım ve kendi kendine oluştuğuna kandığım,

En sert ve tahammülsüz gerçeklerden yonttuğun,

cennet vardı

Hayal meyal

tekinsiz sesler duyardım

Ama önemli değildi

Sürekli yazabiliyordum

Hiçbir eksiğim yoktu

Ve sen çok güzeldin

Sanırım bir yerden sonra bu kadarı

Maddenin tesirinin hafiflemesiyle birlikte,

belirginleşen mantık doğrusunu tatmin etmeye yetmiyor.

 

“Sen de yetemeyeceksin bu şehre bir gün” demiştim

 

Sadece benim gibi

Konvansiyonel gerçekliklerin köleleri

“Ne yaparlarsa yapsınlar,

Akıllarının bir köşesinde rutini ve sistemi çalıştıran zavallıların

bu şehirde yaşlanamayacağını” söylemiştin.

Kan vardı

Ben kanı gördüğümde uyandım sanki aciz bir canlı gibi

Etten kemikten olduğumu unutmuştum

O yıllarda hakim algı

tanrıların arasında olduğum yönündeydi.

Kan, sistemin en son raddedeki

Hatırlatıcısıdır belki de

En yapışkan esrikliği bile tersine çeviriyordur.

Önce başkasının kanının akması insanın önünde,

Son çare olarak ise kendisinin.

 

Ben de kanla birlikte yağmurlara geri döndüm.

İçimi bir korku sardı şehirde hala seninleyken

O güneş açık yaralarımı kavuracaktı sanki aniden

Şehir, o ve yapay yıldızların hepsi

Cildimin altını görebileceklerdi bir kez bile olsa

Hepsi bana saldırmak için

Mükemmel anı bekleyen

birer yırtıcı hayvan gibi göründü

an asla mükemmel değildir ama

onlar bunun münazarasını yapamadan

dehşet içinde zarif bir antilop gibi

arkama bakmadan

içimdeki her şeyle

biriktirdiğim tüm günışığı bacaklarımda

koştum.

 

Güneş artık arada bir yüzünü gösteren bir minnet benim için

Asla yürümemiş kayıp bir aşk gibi

Anılarımı, daha iyisi olamayacağını düşündüğüm hatıralardan

parçaları yâd ediyorum

İçimi uçuran bahar günlerinde

önünde gözlerim kapalı otururken.

 

Bedenim

Şarap ve güzellikle yıkandıktan sonra

kırışıklıklar

sarkmalar

duşta ele gelen saçlar

beynin saf,

tek uyaranınsa hayatın kendisi olması

ayrı bir anlam kazanıyor.

 

Çok parlak bir ışıktan aniden karanlığa döndüğünüzde

Oluşan o çakmalar gibi

Gözlerim kararıyor

Renkli noktalar oluyor etrafta

 

O anlarda bayılıp o şehirde uyanacağımı

Havuzumuzda kafamı sudan çıkarıp

Boğulacakken kurtulmayı son anda başarmış biri gibi

Ciğerlerimi havayla dolduracağımı

Ve bir süre hayatta olmanın heyecanı

tatlı durgunluğuyla

Gökyüzüne bakarak süzülüp suyun üzerinde

Sana bir öpücük vereceğimi

Öğleden sonra ise gün boyu kızmış

ılık mermerin üzerine

Bir tanrıça gibi uzanıp

Bu kötü rüyanın verdiği gerginliği eriteceğimi sanabiliyorum.

 

Ya hayata olan göbek bağımı keseceğimi

Ya da yeni gerçeklikleri anlamlandıracağımı

Ve artık göründüğümü hatırlıyorum.

Değişimin özüne dönüyorum.

Her hayatın tek bir altın çağı değil

Benliğin özümsediği farklılıkların

Varyasonların

Hepsinin ayrı bir altın çağı var yaşam boyu

Gençliğe her zaman minnettar kalmak sanırım

değişimle barışmanın özü.

 

Dökülen saçlar

Cildin yer çekimiyle barışması

Eski gözlerin yepyeni şeyler görmesi demek.

Dirayetin ve sadeliğin, farkındalığın altın çağı şimdi

Zamanında açılan yaraları yağmurlar ve

Her şeyi temiz tutan bu soğuk iyileştirdi

Artık biraz da onları

ve benden başka her şeyi

konuşturmanın zamanı

 

 

 

 

 

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.