Aniden gelen tutku ve aktarma hissi
sadece zihnen rahat olduğumuz zamanlara özgü.
Eline kalemi alıp kazıman gerekir bazen
aklını
etrafını
kendini
havanın içinden bedenin oksijeni seçmesi gibi
bazen yakıtını bulması ve hep bilmesi gerekir insanın
bunu fazlasıyla geç fark etmiş olsam da
kendimi suçlayamam
harfler boşluktan bana gelirdi önceden
üzerime çullanırlardı ve onları aramam gerekmezdi
o sırada konvansiyonel önceliklerimin azlığından dolayı
harfleri tutup sökmem gerekmemişti hiç
beslenmek
tam olmak
bir yanın sonsuza kadar kopmuş gibi hissetmemek
ve düşünmeye devam edebilmek için.
***
Farklı hayatlarda ve kendimin birçok farklı boyut
ve dünya keşfetmiş versiyonlarında buldum teselliyi
insan kendi gerçekliğine bir kez odaklanıp
bir kez tarttığında
bir daha asla yetmez o artık
yetmişse
çoğunlukla hayatta kalmak uğruna
kendini içine zorlayıp
bir daha ne bedenen
ne zihnen
içinden çıkamamış olduğu içindir
***
çalışmak istiyorum
öylesine sevmek ve öylesine emek etmek istiyorum ki
üretmeye imkanım olmasını
ve bu dalganın içinden nadiren
sevdiklerim ve hayatta anlamlı olan az şey için çıkıp
içerdiği her duyguyu seçmeden yaşayarak
hayatım olmuş o projenin içine akıtmak istiyorum hepsini
içinden ne çıkarsa
ölüm
hüzün
aşk
sevinç
korku
insanın kendini bir şeye adadığı zamanki o radyasyon
oluşan o kalkansı yapı
başka hiçbir yerde yok
Bu his ve hayattaki çeşitli “birliktelikler”
hayat için en değerli iki anahtar
Bunun yanında birlikte hareket
Bir diğerinin aynası olarak bağlanmak birbirine
Yalnızlık çok kuvvetli bir alet olsa da
Çoğu zaman dönüp dolaşıp birlikteliğe hizmet ediyor
Birleşme, birliktelik ve bağlantı
Ölüme, korkuya, sevince, minnettarlığa ve yalnızlığa anlam veriyor.
Ağaçların köklerinin birbirleriyle bağlantıları gibi
Su, hayat ve diğer ağaçlara dair sinyal yuvası
Doğanın çeşitli kontrol mekanizmaları
yıldız haritaları gibi
sistem insanda bu şekilde vücut buluyor
eskiyoruz
büyüyoruz
gelişiyoruz
yenileniyoruz
ayrılıyoruz
sadece tanıdıklarımızla değil
yabancılarla da
toprak bizi yuttuğunda
yeniden birleşiyoruz
bu belki de ölümü yumuşatmak için bir yalan
fakat en azından aynı yere gittiğimizi biliyoruz
yıllarca
binlerce yıl boyu sırtımızı buna yasladık
ve bu yeterli
ölüm, en büyük ortak noktamız
hep bizi birleştirdi
ölümün idealize hali ve gerçek doğası şu aralar dürtülse de
değişmemesi için dua ediyorum
ve artık gün içerisindeki tüm farklı etkileşimler
her zamankinden hızlı yoğuruyor benliklerimizi
sürekli bilgiyle ışıyan nöronlarımızla
tanıdığımız ve tanımadığımız herkesle
sürekli değişiyoruz
yeni ışıklar
ve yeni rüyalarla
***
tarihteki tüm “ben”leri düşündüğüm zaman uçacak gibi oluyorum
reenkarnasyona bir atıf gibi olmasa da
kendime bir zarın atılışı gibi baktığımda
bir ihtimaller silsilesi olarak
kendi gözümde küçüldüğümde
tüm varyasyonlarımla genişliyorum
benzer hallerimi düşlüyorum, kim bilir kaç yüzyıl önce
bunları düşünecek yollara hiç düşmemiş hallerimi
dünya yüzünde seyahat ettiğim zaman
attığım yeni zarları düşünüyorum
genlerimi denizaşırı taşıdığımda
yaratabileceğim mucizeleri ve felaketleri
hayatta üretmek de
bağlanmak demek
bir insana, bir fikre, bir hisse, bir gerçekliğe
ben güneşe gönülden bağlıyım
o varken yepyeni bir gücü hissediyorum içimde
doğuşumu hissediyorum baharlarda
nerede olursam olayım
gözlerimden
cildimden
saçlarımdan bedenimin her yerine sızıyor güneş
ışık süzülüyor damarlarımda
zavallı ve insanca bu bahar coşkusunu
ben her bahar
her seferinde dolu dolu yaşıyorum
birçoğumuz gibi
bağlanmamız böylesine basit
***
Deniz öğleden sonra ışıkla fokururken de gözlerinize baktığımda
Renkleri ne olursa olsun
Gördüğüm şey her seferinde pek farklı olmuyor bir öncekinden
O saatte, denizin o hali gözlere ulaştıkça ışıkla
Her zaman bakış öylesine farklılaşıyor
belki herkeste ayrı bir yöne doğru
fakat farklı.
Konuşmalar bile değişir günbatımlarında
Kavgalar değişir
Üzüntüler de
Sevinçler de güneş giderken farklı gelir bana
***
ilk defa o tepede tanıdım bu kavramları
yeşil tepeye karşı
en tepedeki tuhaf ev
ve ona benzer şehrin geri kalanındaki küçük evlere
düzene ve ihtimallere karşı
çikolata yerken
günbegün oturtmaya çalıştım kafamda onları
bazı öğleden sonraları ter içinde uyandım
bayılarak içine düştüğüm uykulardan
ne yapmam gerektiğini
buna rağmen
ne yapacağımı biliyor olmanın korkusuyla
insan, aşık olduğu şey gitmeye yüz tuttuğu zamandan
bir ayağı merdivende boşluğa düşercesine
o hisle sarsılır
uykularımdan işte o hisle uyandım
öngörürcesine
artık o rüzgarın yarattığı tüm baş dönmelerine rağmen
nereye, kime ve neye bağlı olduğumu görüyorum
en azından ihtimallerin benim için
şu ana kadar yaratmış olduğu
akıl boşluğunda
bir şey dışında her şey bulanık
Cover Photo: “Convergence”, 1952, Jackson Pollock

