0810//GRAVÜRLER VE ELLER

Ne zaman geriye baksam

hiçbir zaman bariz gelmiyor geçen bunca zaman

ateşe doğru

ateşe ulaştığımdan emindim

fakat şimdi her zamakinden de uzak

zaman ve serap

en uyumlu ikili

en yırtıcı

en yorucu

hallerimi baştan tanıdığım

tükendikçe güzelleşen

bu büyük yapıların içerisinde

sürekli yükselme arzusuyla

en yılgın zamanlarım

görecelik benimle her zamanki oyunlarını oynuyor

ve geceler boyu düşünmek

çok uzak görünmeye başlıyor

apayrı bir sarsıntı

zihnimi

hızlı

daha hızlı

daha dinamik

ve daha köşeli çalıştırıyor

aynı bakmıyorum

ve aynı hissetmiyorum

zihin “değişimin gücü” fikriyle ne kadar yoğrulursa

sanırım değişimden önceki zaman dilimi

biraz önce arkada bırakılan gerçekliktense

büyük bir hayatın herhangi bir kısmı

olarak görünmeye başlıyor

ancak şimdi öğreniyorum

yılların tüm telkin ve tüm deneyimi

içime sıkıştırıp

fazlasının söndürülen ışığın gittiği yere gittiğini

ancak böyle sıyrılıp nefes alacaktım

ve yapılması gereken her bir şeyin içinde

kaybedecektim onu

en azından böyle demişlerdi

fakat zihnim

gözlerimin önüne

şakaymış gibi

atıyor anılarımı yeri geldikçe

ve ben bambaşka rüzgarların etkisinde

bambaşka aynalara bakarken

seni hâlâ izlemek istememden anlıyorum

sandığımdan daha az unutmak istediğimi

ve anı yavaşlatmaya çalışıyorum

çünkü değişimin heyecanıyla

çok hızlı aktın hep gözlerimin önünden

özellikle yoğun günlerimde

böylece aradan çıkardı zihnim seni

ve düşünme işini

bugün de yine

onun müziğini keşfettiğim

büyümeye çalışıp

büyümeye “çalışmaktan” dolayı

ağrıyla yavaşladığım

yaza döndüm

Kuru

seni dallarımın bir tanesinde hissettiğimi sandım

sıçrayan kandı muhtemelen

büyüme arzusuyla

durmadan ürperdiğimiz

ve sonunda küçülmek istediğimiz sırada

hızın bedelini ödeyebilirim sanmıştım

ama şimdi sadece midem bulanıyor

seni kuru bir rüyada gördüğümü sandım

pek bir esprisi yok aslında

bitmeyen öfkeme

hızın bedelinin bendeki haline rağmen

kışkırtıcı sakinliğin

damarlarında hep soğuk su

benim ise rahmimde hep ateş

asla doğuramamaktı ateşi

hızın bedeli

doğurmak için yeterince büyümemiştim

ama ite kaka ateşi oraya yerleştirecek kadar

büyütmüştüm kendimi

anlamını yitirene kadar sıkıştır

seni seviyorum

***

farklı kıtalarda

bir tür sanat için

birçok ses için buluşup

dip dibe

sana yapışıp

seni tanımayarak

tenine yapışıp

tüm sesleri duymaya çalışmak

gözkapakların ağırlaşıyordu

ve belli ki biz

sadece o gece için bir anlaşma yapmıştık

çinilerin önünde

gecenin sonunda ne ben ne o

uymak istedik anlaşmaya

o anları

kapanan gözleri

ilk defa buluşan elleri ve ışıkları

sıkıştırıp rafa koymak

bize herkese geldiği gibi kolay gelmedi

uyanmaya çalışır gibi

daha anın farkına varamamış

gözlerimizi uykunun reçinesinden arındırmaya çalışır gibi

gözlerimizi ovuşturup

zaman kazanmak istedik

zihinlerimiz sert sesle yıkanmıştı

bir türlü düşünememiştik

o

önüne

ben ona bakıyordum

ve bir sonraki anda

bir adım attı

ve gözler, ışıklar ve eller çabasızca

kalabalığın içine karışıp

rafa kalktı

peşinden gidebilirdim

ama montum vestiyerdeydi,

demiştim kendime

gidemezdim

ve kaldım

***

A    K    I    M

lekeli kıyafetler

ve kaşınan bacaklar

çimeni sizin gibi anlayamadım hiç

her şeyinki gibi özgürlüğün tanımı da

değişir

ölüm ışığın akustiğinde heyecan verici duyulur

bana bilmediğim bir şey söyle

bir sürü oda arasında

bağırıyorum

koridorda odadan odaya

sahip olduğum her şeyi deklanşe eden

senin kararlarınla

ve tuhaf ruhunla

sabahlara kadar ısınıp parçalanan

fikirlerim miydi

fikir fermantasyonu

olduğum her şey

odadan odaya bağır

ara

olduğum her şey

odadan odaya bağır

sızla

seni olabileceğin

dönüşebileceğin her şey için sevmeyebilirim

şu an olduğun her şey için seviyorum

duyması kolay değil

biliyorum

neyse ki çoğu kişi

bunu sana zaten söylemeyecek

ama ben söylüyorum

bana güven

beni sev

beni bırak

sana yemin ederim tadı hiç farklı olmayacak

***

ölüm ışığın akustiğinde dehşet verici duyulur

“hiçbir kayıp yok”

demişlerdi bana

dünyanın esansından

bir ışık gibi süzülüyor bu yalan sabit gözlerinden

emin değilim

belki ben ekranlara bakarken

yere bakarken

senin dışında her şeyin farkındayken

dolaşmış olabilir bakışların etrafta

ve o zaman karar vermiş olabilirsin

beni affetmemeye

emin değilim

fakat renklerin hoşuma gitmiyor

***

hiç beni böyle hayal eder miydin

beyazların içinde

çiçeklerin arasında değil

çürüğün kalbinde

bazen konuştuğum şeylere

ben de inanamıyorum

yozluğa aldırmamama da

medeniyetin sevgilisi

şimdi anlıyorum ki

o zamanlar sonsuz acıyarak

bıraktığım şeyleri

sistem için bırakmış olmalıyım

seni ve sistemi tanımak

ve tercihen senin olmak için.

Kırmızı

Mavi

bu işi yapmak için en uygun kişi

benim

yıllar önce kontrastla evlendim

insanları kontrastın bazen hiçbir şeyin etmediği gibi

rahatsız edip

bir kez olsun

herhangi bir şey “farz etmelerine” engel olduğunu

ve eski yapıları yıkmanın

bana hiçbir şeyin vermediği gibi

bir zevk verdiğinin farkına vardığım zamana denk gelir

altından kalkabileceğimi

anladığım anda

kontrast benimleydi

ve benimdi.

***

insanın ve alışkanlıklarının

eğilimlerinin gölgesinden

ayırdık bedeni

bedenlerimizi ışığın köleliğinden sıyırdık

ve birbirimize yürüdük

o kadar kırılgandı ki sarf ettiğimiz her kelime

eğilim ve alışkanlığın gölgesi üzerimize düşmeden

her cümlemiz ağzımızdan döküldüğü anda

camdan kelimeler kırıldı ve saçıldı etrafa

yüzünü hatırlıyorum

ve ellerini

çünkü uzun bir süre izledim

seslerle göz kapakların ağırlaştığında

tanınmayan ve tanınmayacak insanları

o kadar yakından izlemek

her zaman büyüleyicidir

kemiklerin anılara boşluk bırakan yerlerinde

dolaştı bakışlarım

üzerinde anılar yaratamayacağım yapılarda

ve ellerini tutmadım

birbirimizi tanımadık

birbirimize dokunmadık

insanların birbirlerini sadece izleyerek

öğrenebilecekleri şeylerin farkındalığı

gözlerimizden taştı

kuzeybatıya geri döndün

fakat mavi ışıklar ve

sen akıyorsun gözlerimin önünden

belki sen de bazı anlarda

yüzümdeki heyecanı yakalamışsındır

ve kuzeybatıda

bana benzeyen kadınlarla devam ediyorsundur sanatına

farklı açılardan

ve farkında olmadan

belki de

birbirimize yürüyerek

bir sürü

ümit vaat eden yıldız doğurmuşuzdur

eve yürüdüğüm gece

hangi göklerin altında yürümek istediğimi

uzunca bir süre düşünmem gerekti

tam üstümdeydi Cassiopeia

takımyıldızları çıplak gözle görebilmenin

harika olduğunu düşündüm

fakat

ne yaparsam yapayım

asıl yürüyen yıldızlara

aşık olduğumu farkettiğimde

eve çok yakındım

Cover Photo: Horst P. Horst | Hands, Hands…, New York (1941)

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.