Ne zaman geriye baksam
hiçbir zaman bariz gelmiyor geçen bunca zaman
ateşe doğru
ateşe ulaştığımdan emindim
fakat şimdi her zamakinden de uzak
zaman ve serap
en uyumlu ikili
en yırtıcı
en yorucu
hallerimi baştan tanıdığım
tükendikçe güzelleşen
bu büyük yapıların içerisinde
sürekli yükselme arzusuyla
en yılgın zamanlarım
görecelik benimle her zamanki oyunlarını oynuyor
ve geceler boyu düşünmek
çok uzak görünmeye başlıyor
apayrı bir sarsıntı
zihnimi
hızlı
daha hızlı
daha dinamik
ve daha köşeli çalıştırıyor
aynı bakmıyorum
ve aynı hissetmiyorum
zihin “değişimin gücü” fikriyle ne kadar yoğrulursa
sanırım değişimden önceki zaman dilimi
biraz önce arkada bırakılan gerçekliktense
büyük bir hayatın herhangi bir kısmı
olarak görünmeye başlıyor
ancak şimdi öğreniyorum
yılların tüm telkin ve tüm deneyimi
içime sıkıştırıp
fazlasının söndürülen ışığın gittiği yere gittiğini
ancak böyle sıyrılıp nefes alacaktım
ve yapılması gereken her bir şeyin içinde
kaybedecektim onu
en azından böyle demişlerdi
fakat zihnim
gözlerimin önüne
şakaymış gibi
atıyor anılarımı yeri geldikçe
ve ben bambaşka rüzgarların etkisinde
bambaşka aynalara bakarken
seni hâlâ izlemek istememden anlıyorum
sandığımdan daha az unutmak istediğimi
ve anı yavaşlatmaya çalışıyorum
çünkü değişimin heyecanıyla
çok hızlı aktın hep gözlerimin önünden
özellikle yoğun günlerimde
böylece aradan çıkardı zihnim seni
ve düşünme işini
bugün de yine
onun müziğini keşfettiğim
büyümeye çalışıp
büyümeye “çalışmaktan” dolayı
ağrıyla yavaşladığım
yaza döndüm
Kuru
seni dallarımın bir tanesinde hissettiğimi sandım
sıçrayan kandı muhtemelen
büyüme arzusuyla
durmadan ürperdiğimiz
ve sonunda küçülmek istediğimiz sırada
hızın bedelini ödeyebilirim sanmıştım
ama şimdi sadece midem bulanıyor
seni kuru bir rüyada gördüğümü sandım
pek bir esprisi yok aslında
bitmeyen öfkeme
hızın bedelinin bendeki haline rağmen
kışkırtıcı sakinliğin
damarlarında hep soğuk su
benim ise rahmimde hep ateş
asla doğuramamaktı ateşi
hızın bedeli
doğurmak için yeterince büyümemiştim
ama ite kaka ateşi oraya yerleştirecek kadar
büyütmüştüm kendimi
anlamını yitirene kadar sıkıştır
seni seviyorum
***
farklı kıtalarda
bir tür sanat için
birçok ses için buluşup
dip dibe
sana yapışıp
seni tanımayarak
tenine yapışıp
tüm sesleri duymaya çalışmak
gözkapakların ağırlaşıyordu
ve belli ki biz
sadece o gece için bir anlaşma yapmıştık
çinilerin önünde
gecenin sonunda ne ben ne o
uymak istedik anlaşmaya
o anları
kapanan gözleri
ilk defa buluşan elleri ve ışıkları
sıkıştırıp rafa koymak
bize herkese geldiği gibi kolay gelmedi
uyanmaya çalışır gibi
daha anın farkına varamamış
gözlerimizi uykunun reçinesinden arındırmaya çalışır gibi
gözlerimizi ovuşturup
zaman kazanmak istedik
zihinlerimiz sert sesle yıkanmıştı
bir türlü düşünememiştik
o
önüne
ben ona bakıyordum
ve bir sonraki anda
bir adım attı
ve gözler, ışıklar ve eller çabasızca
kalabalığın içine karışıp
rafa kalktı
peşinden gidebilirdim
ama montum vestiyerdeydi,
demiştim kendime
gidemezdim
ve kaldım
***
A K I M
lekeli kıyafetler
ve kaşınan bacaklar
çimeni sizin gibi anlayamadım hiç
her şeyinki gibi özgürlüğün tanımı da
değişir
ölüm ışığın akustiğinde heyecan verici duyulur
bana bilmediğim bir şey söyle
bir sürü oda arasında
bağırıyorum
koridorda odadan odaya
sahip olduğum her şeyi deklanşe eden
senin kararlarınla
ve tuhaf ruhunla
sabahlara kadar ısınıp parçalanan
fikirlerim miydi
fikir fermantasyonu
olduğum her şey
odadan odaya bağır
ara
olduğum her şey
odadan odaya bağır
sızla
seni olabileceğin
dönüşebileceğin her şey için sevmeyebilirim
şu an olduğun her şey için seviyorum
duyması kolay değil
biliyorum
neyse ki çoğu kişi
bunu sana zaten söylemeyecek
ama ben söylüyorum
bana güven
beni sev
beni bırak
sana yemin ederim tadı hiç farklı olmayacak
***
ölüm ışığın akustiğinde dehşet verici duyulur
“hiçbir kayıp yok”
demişlerdi bana
dünyanın esansından
bir ışık gibi süzülüyor bu yalan sabit gözlerinden
emin değilim
belki ben ekranlara bakarken
yere bakarken
senin dışında her şeyin farkındayken
dolaşmış olabilir bakışların etrafta
ve o zaman karar vermiş olabilirsin
beni affetmemeye
emin değilim
fakat renklerin hoşuma gitmiyor
***
hiç beni böyle hayal eder miydin
beyazların içinde
çiçeklerin arasında değil
çürüğün kalbinde
bazen konuştuğum şeylere
ben de inanamıyorum
yozluğa aldırmamama da
medeniyetin sevgilisi
şimdi anlıyorum ki
o zamanlar sonsuz acıyarak
bıraktığım şeyleri
sistem için bırakmış olmalıyım
seni ve sistemi tanımak
ve tercihen senin olmak için.
Kırmızı
Mavi
bu işi yapmak için en uygun kişi
benim
yıllar önce kontrastla evlendim
insanları kontrastın bazen hiçbir şeyin etmediği gibi
rahatsız edip
bir kez olsun
herhangi bir şey “farz etmelerine” engel olduğunu
ve eski yapıları yıkmanın
bana hiçbir şeyin vermediği gibi
bir zevk verdiğinin farkına vardığım zamana denk gelir
altından kalkabileceğimi
anladığım anda
kontrast benimleydi
ve benimdi.
***
insanın ve alışkanlıklarının
eğilimlerinin gölgesinden
ayırdık bedeni
bedenlerimizi ışığın köleliğinden sıyırdık
ve birbirimize yürüdük
o kadar kırılgandı ki sarf ettiğimiz her kelime
eğilim ve alışkanlığın gölgesi üzerimize düşmeden
her cümlemiz ağzımızdan döküldüğü anda
camdan kelimeler kırıldı ve saçıldı etrafa
yüzünü hatırlıyorum
ve ellerini
çünkü uzun bir süre izledim
seslerle göz kapakların ağırlaştığında
tanınmayan ve tanınmayacak insanları
o kadar yakından izlemek
her zaman büyüleyicidir
kemiklerin anılara boşluk bırakan yerlerinde
dolaştı bakışlarım
üzerinde anılar yaratamayacağım yapılarda
ve ellerini tutmadım
birbirimizi tanımadık
birbirimize dokunmadık
insanların birbirlerini sadece izleyerek
öğrenebilecekleri şeylerin farkındalığı
gözlerimizden taştı
kuzeybatıya geri döndün
fakat mavi ışıklar ve
sen akıyorsun gözlerimin önünden
belki sen de bazı anlarda
yüzümdeki heyecanı yakalamışsındır
ve kuzeybatıda
bana benzeyen kadınlarla devam ediyorsundur sanatına
farklı açılardan
ve farkında olmadan
belki de
birbirimize yürüyerek
bir sürü
ümit vaat eden yıldız doğurmuşuzdur
eve yürüdüğüm gece
hangi göklerin altında yürümek istediğimi
uzunca bir süre düşünmem gerekti
tam üstümdeydi Cassiopeia
takımyıldızları çıplak gözle görebilmenin
harika olduğunu düşündüm
fakat
ne yaparsam yapayım
asıl yürüyen yıldızlara
aşık olduğumu farkettiğimde
eve çok yakındım
Cover Photo: Horst P. Horst | Hands, Hands…, New York (1941)

