AĞUSTOS

nasıl akıl ettin bu zarif isimleri

ve ben her buna benzeyen sokak lambasının içinde zavallı ışık

küçükken geçirdiğim ateşli hastalıkların dişlerimi titrettiği gibi titrerken

aşık olduğum şu doğanın,

ayaklarımdan yukarı beni ağaç kabuğuyla sarıp sarmalayan

sürekli eşi benzeri bulunmayan bir güzellik olarak anıp durduğum şeyin

beni tükettiği anlarda

bana tek nefes olanı nasıl bıraktım

nasıl anlayamadım ki

dönüp dolaşıp her zaman geleceğim yer burası

ve ben hep o yaşlar akarkenki

anlık kasılma

karnımdan boynuma doğru o bulaşıcı ısınma

ve yaşların kendini göz boşluklarının kenarlarından yuvarlanıp

yanaklardan yokuş aşağı

kendilerini salışlarıyla

tüm bedene yayılan

sinirsel gevşeme hakkında

farklı hissedebileceğime

neden ısrar ettim

muhtemelen “var”lığa kaptırmıştım kendimi

“var” olmaya

“var” olmana

varlık hissi

en diri haliyle

anda olma hissi

hiçbir şeyin hırpalamadığı gibi

hırpaladı beni

hiç o şekilde

bir mekanda

bir zamanda

bir kişiyle

oluşum öylesine berrak değildi

ve kimseye bakarken baktığım suratın bu kadar farkında olmadım

zihnim

yaşanmasının asla önünü açmadığı bir hissin

asla gösteremediği bir eğilimin korkunç hasretiyle

esridi ve o boşlukta

sıfırın içinde oluşan o tuhaf renkli buluta bırakıverdi kendini

o nayıflığa ve o kırçıllı gözlere yıllardır açmış

figür etrafında yanıp dönerken

gözlerini kaçıramamış

ve o bulut başka insanlara göre garabet bir halde

önünden süzülürken

ayağı boşluğa düşsün

çok istemiş

***

belki sadece ilgiyi kanalize edememekti

suları sığlaştıran

şimdi bu labirentin içinde olduğuma göre

sana çıkacak yollar

o ihtimaller hakkında

yollardaki ağaçlar

patlayacak ampüller

pişmanlıklar

ve asla ağızdan çıkmamış olması gereken sözler

hakkında doyasıya yazabilirim

tren seslerinin

ve yüklerin

kalkan gemilerin

kulaklarımı tırmalamasına daha biraz daha var

***

öyle ki hissim

tüm bu yapay ışıklar

aralarında bir ağ kurmayı başarmışlar sonunda

sarmaşıklardan kurtulmayı başarabildikleri şu günde, nihayet

bu frekansta hiç bulunmadım

ve yokuşlar konuşuyor benimle

bacaklarım yandıkça

anlıyor gibi oluyorum dediklerini

lifler birer birer çözülüyor sanki

attığım her adım

ve bu ağdan sana doğru yola çıkan her düşünceyle

kalbim sıkışır bazen

bunları yazarken

ancak ağ bir kez kurulmuş

onca çocuğun

gecenin bu saatinde

taş kulübelerin koridorlarının arasından

oradan oraya koşmalarından anlıyorum

buradan gerçek bir etkileşimin yükseldiğini

renk renk

çığlık çığlığa

senin de burada olduğunu biliyoruz

***

tam ağlamaya başlarkenki halimi düşündüğümde

krizantem çiçeği gelir aklıma

merkezimden dışarı

yayılıp açıldığımı düşünürüm

ağladığım zaman

iyi ki sen varsın bu senenin içinde

bu sene ayrıyeten teşekkür etmem gerektiğini hissediyorum

ekim ayına

bu geceyi de sırtında taşıdığı için

o gözler bu tasvirlerin

çeyreğini bile hak etmedi

fakat ben karşılık beklemem

bu tip şeylerde

o da zaten beni böyle seviyor

***

zihnim gerçekten

evim dediğim

ve tek güvendiğim yerden

enginarın yapraklarının

pişip yüreğinden ayrıldığı gibi

öyle uğraşsız ayrıldı

o kadar net görüyorum ki

olduğum her şey ile alakalı sorunları

onlarla sizin sorunlarınızı

***

labirentte yürüdüm

yürüdüm

yürüdüm

bir köşede

yangın ekipmanlarına yakındı

beni yutmak için

uydurduğun bahaneler belirdi

hiç unutmadım

***

bazen ağaçlara

bu geceki gibi yoğun bir sempati

duyduğum zaman

seçtiğim bir ağacın

reçinesini tattığımda

tekrar tekrar yaşamak istediğim tüm hatıralarımın

gözlerimin önünden

usul usul

birbirinden solgun amatör filmler olarak

akacağını hayal ederim

hayatımın tüm katmanları

olduğum

sevdiğim her şeyle konsantre olmuş

bir çeşit bal

nedense bu düşlerde genelde

ses olmaz

anılarımı gereğinden fazla

gerçek geri getireceği içindir belki sesin

yıldırımın da ışığından çok sesi

gerçekliğini mühürler

gök açılacakmış gibi gürlediğinde

oturduğumuz yerde irkiliriz

yıldırımın dışarıda bir yerde olduğunu kabullenerek

ne kadar uzakta olduğunu anlamak için saymaya başlarız

ben soluk,

uçuk mavi çiçeklerin arasından

beni kaldırışını

hareket eden ağızlarımızla

gülümsememin büyüklüğüyle

ve sadece kahkaha attığımda yaptığım hareketle

hatırlamak isterim

ses ile

öncesini ve sonrasını

bilmek, düşünmek zorunda kalmayı istemem

an zamanın bir yerinden kopar

ve hep bizim olur

böylece

şimdi ellerimi serbest bırakıyorum

kapak resmi:

“Chrysanthemums (One of Twelve Album Leaves)” by Zhang Xiong, 1859

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.