nasıl akıl ettin bu zarif isimleri
ve ben her buna benzeyen sokak lambasının içinde zavallı ışık
küçükken geçirdiğim ateşli hastalıkların dişlerimi titrettiği gibi titrerken
aşık olduğum şu doğanın,
ayaklarımdan yukarı beni ağaç kabuğuyla sarıp sarmalayan
sürekli eşi benzeri bulunmayan bir güzellik olarak anıp durduğum şeyin
beni tükettiği anlarda
bana tek nefes olanı nasıl bıraktım
nasıl anlayamadım ki
dönüp dolaşıp her zaman geleceğim yer burası
ve ben hep o yaşlar akarkenki
anlık kasılma
karnımdan boynuma doğru o bulaşıcı ısınma
ve yaşların kendini göz boşluklarının kenarlarından yuvarlanıp
yanaklardan yokuş aşağı
kendilerini salışlarıyla
tüm bedene yayılan
sinirsel gevşeme hakkında
farklı hissedebileceğime
neden ısrar ettim
muhtemelen “var”lığa kaptırmıştım kendimi
“var” olmaya
“var” olmana
varlık hissi
en diri haliyle
anda olma hissi
hiçbir şeyin hırpalamadığı gibi
hırpaladı beni
hiç o şekilde
bir mekanda
bir zamanda
bir kişiyle
oluşum öylesine berrak değildi
ve kimseye bakarken baktığım suratın bu kadar farkında olmadım
zihnim
yaşanmasının asla önünü açmadığı bir hissin
asla gösteremediği bir eğilimin korkunç hasretiyle
esridi ve o boşlukta
sıfırın içinde oluşan o tuhaf renkli buluta bırakıverdi kendini
o nayıflığa ve o kırçıllı gözlere yıllardır açmış
figür etrafında yanıp dönerken
gözlerini kaçıramamış
ve o bulut başka insanlara göre garabet bir halde
önünden süzülürken
ayağı boşluğa düşsün
çok istemiş
***
belki sadece ilgiyi kanalize edememekti
suları sığlaştıran
şimdi bu labirentin içinde olduğuma göre
sana çıkacak yollar
o ihtimaller hakkında
yollardaki ağaçlar
patlayacak ampüller
pişmanlıklar
ve asla ağızdan çıkmamış olması gereken sözler
hakkında doyasıya yazabilirim
tren seslerinin
ve yüklerin
kalkan gemilerin
kulaklarımı tırmalamasına daha biraz daha var
***
öyle ki hissim
tüm bu yapay ışıklar
aralarında bir ağ kurmayı başarmışlar sonunda
sarmaşıklardan kurtulmayı başarabildikleri şu günde, nihayet
bu frekansta hiç bulunmadım
ve yokuşlar konuşuyor benimle
bacaklarım yandıkça
anlıyor gibi oluyorum dediklerini
lifler birer birer çözülüyor sanki
attığım her adım
ve bu ağdan sana doğru yola çıkan her düşünceyle
kalbim sıkışır bazen
bunları yazarken
ancak ağ bir kez kurulmuş
onca çocuğun
gecenin bu saatinde
taş kulübelerin koridorlarının arasından
oradan oraya koşmalarından anlıyorum
buradan gerçek bir etkileşimin yükseldiğini
renk renk
çığlık çığlığa
senin de burada olduğunu biliyoruz
***
tam ağlamaya başlarkenki halimi düşündüğümde
krizantem çiçeği gelir aklıma
merkezimden dışarı
yayılıp açıldığımı düşünürüm
ağladığım zaman
iyi ki sen varsın bu senenin içinde
bu sene ayrıyeten teşekkür etmem gerektiğini hissediyorum
ekim ayına
bu geceyi de sırtında taşıdığı için
o gözler bu tasvirlerin
çeyreğini bile hak etmedi
fakat ben karşılık beklemem
bu tip şeylerde
o da zaten beni böyle seviyor
***
zihnim gerçekten
evim dediğim
ve tek güvendiğim yerden
enginarın yapraklarının
pişip yüreğinden ayrıldığı gibi
öyle uğraşsız ayrıldı
o kadar net görüyorum ki
olduğum her şey ile alakalı sorunları
onlarla sizin sorunlarınızı
***
labirentte yürüdüm
yürüdüm
yürüdüm
bir köşede
yangın ekipmanlarına yakındı
beni yutmak için
uydurduğun bahaneler belirdi
hiç unutmadım
***
bazen ağaçlara
bu geceki gibi yoğun bir sempati
duyduğum zaman
seçtiğim bir ağacın
reçinesini tattığımda
tekrar tekrar yaşamak istediğim tüm hatıralarımın
gözlerimin önünden
usul usul
birbirinden solgun amatör filmler olarak
akacağını hayal ederim
hayatımın tüm katmanları
olduğum
sevdiğim her şeyle konsantre olmuş
bir çeşit bal
nedense bu düşlerde genelde
ses olmaz
anılarımı gereğinden fazla
gerçek geri getireceği içindir belki sesin
yıldırımın da ışığından çok sesi
gerçekliğini mühürler
gök açılacakmış gibi gürlediğinde
oturduğumuz yerde irkiliriz
yıldırımın dışarıda bir yerde olduğunu kabullenerek
ne kadar uzakta olduğunu anlamak için saymaya başlarız
ben soluk,
uçuk mavi çiçeklerin arasından
beni kaldırışını
hareket eden ağızlarımızla
gülümsememin büyüklüğüyle
ve sadece kahkaha attığımda yaptığım hareketle
hatırlamak isterim
ses ile
öncesini ve sonrasını
bilmek, düşünmek zorunda kalmayı istemem
an zamanın bir yerinden kopar
ve hep bizim olur
böylece
şimdi ellerimi serbest bırakıyorum
kapak resmi:
“Chrysanthemums (One of Twelve Album Leaves)” by Zhang Xiong, 1859

