MONTRéAL VE SONRASI

Hiçbirinize inanmıyorum

Beyinlerimizi yoruyor

Koca bir hiçbir şey

Uzun uzun bakınıp

Sadece uyumak istiyoruz

Çarkların içinde dönerken

Bu gelmiyor akla fakat

Dün bütün gün uyudum

Bakmak

Izlemek

Ve aramak

Gerçek mesai gibi hissettiriyor insana

Aklımda yaz çok hızlı gelip geçiyor

Yerlerin ve yaşanmışlıkların hissi oluk oluk

Daha olmadan

Etraf çok parlakken

Ve begonvillerin kaç renk olduğunu anlamaya çalışırken

üzerime boca oluyor sanki

yazın başlarında başka bir gece

yıldızdan çarşaf üzerimize

nefasetle dökülürken

ister istemez

olabilecek şeylerden konu açıldı

gelecekten ve başarıdan

teleskop almamı önerdi babam

olmam gereken her şey olup

inmem gereken merdivenlerden indiğimde

«o zaman göğe bakar mıyım bilmiyorum » dedim

***

bazen bunca yapıyı benim tasarlayıp

bunca cümleyi benim kurduğumu unutuyorum

sokaklarında dolaşıp

içim uçarak her bir tarafını aynı anda görmeye çalışırken

« umarım şehir hakkında sadece yazmam » demiştim

ancak öyle bir dolmuştu ki bir öğleden sonra içim

sudan şehre doğru giderken

burada bir olabilirsem yaşayacağım mutluluğun benzerlerinin

hayatımda çok kez köşesinden döndüğüm gelmişti aklıma

ve o zamandan büyük,

rahatsızlık verici  bir şüphe kaplamıştı içimi

böyle şeylerin ne kadar olmayacağını bildiğimi

ayağım kaydığında düşerken o kısacık süre içerisinde, o an düşüyor olduğumu

ve bu konuda hiçbir şey yapılamayacağını idrak ettiğim gibi

aynı hisle idrak ettim

***

bu ormana uzun süredir adımımı atmadım

neler yaşandı burada

sabahlıklar

porselen ciltler

yosunlarda gezinen eller

düşünceler akıyor kafamdan aşağı

tüm bedenimden

toprağa akıyor

eteklerim kirleniyor

kirli

kanlı

ne çok şey kayboldu bu sene

beş dolu senem kayboldu

sanırım hayatımda en çok ona emek etmiştim

türlü heyecanların içinde

kaybetti seneleri

ormanda çok uzun süre yürüdüm

üzerimdeki elbiseyi en son beş sene önce giymiştim

daha önce bahsettiğim sabahlığa benzer

paçavra

benim deli gömleğim

en sonunda deniz fenerini gördüm sahile ulaştığımda

hayatta en sevdiğim yerdi

kimim var kimim yok

orada geceleri kayıplarıma ışık tutardı denize doğru

yaşamımın türlü katmanlarından hayalet gemilere

hayallerin gemilerine

birlikte denize baktığım insanların

en azından bir süre kaybolmayacaklarından adım gibi emindim

veya gitmeden önce

« en azından haber verirler » demiştim

o gün geldim deniz fenerine ve gördüm ki

gitmişler, hepsi gitmiş

sonrasında ise

o fenerin kapatılacağından emin oldum

kaybolanlar

yepyeni kayıplarım

denizdeyse bile

kurtarılmalarını asla istemedim

***

Geceleri Jüpiter ve Venüs

İç acıtıcı şekilde parlaktır

En son göğe bakıp onları gördüğümde

Güzelliğim

Yorgunluğum

Ve öfkem

Beklenmedik bir zarafetle birleşti

Yıldırımlar eşliğinde

Oysa ki ben seni düşünmekten bıktığım anlarda

Farklı bir yerde seni düşünmeye koyulurdum

Asla bu aşk olduğu için değil

Bunun aşk olmasını inatla istediğim için

Zarafet ve sessizlik

Aynı şey değil

***

korkuyla uyuduğum gün yoktun

o kadar fazla ihtimali tekrar tekrar yaşamıştım ki aklımda

ölümü burnuma kondu konacak bir kelebekmiş gibi korku, heyecan, ve merakla izlemiştim.

Hakikaten gelip konmasını bekledim

ve sen

benim için takvimini inceledin

bazen gün alacakaranlığa

renkler obur ufuk çizgisine akarken

ortancaların ve dalga seslerinin üzerime çullanmasıyla

o duyguyu tekrar yaşamak için

seni geri getirmeye çalışsam da

yolluyorum seni her seferinde gerisi geriye

ufuk çizgisine

hastalıklı lilaya doğru

aksi takdirde

geceleri denizde yüzerken

mehtaptan cildime yapışıyorsun

***

en sevdiğim şarkıların

gri ve siyahın

metal ve cam binaların arasından

pis fabrika sularının içinden süzülüp

kaybolup gitti onca kişi

onca söz

bütünlüklü memnuniyetler

hepsi gitti

bu yaz üzerimden bana boşluğun verdiği

sevimsiz yükü attıktan sonra

bir farklı açtım gözlerimi

hayallerimi değişen gerçekliğe göre modifiye ettim

gülümseten bir cümle değil bu

şöyle ki

hayal olarak kalmaları

hiçbir zaman gülümsetmez

annem zaten düşlerin önceki halini

benimle pek bağdaştıramamıştı

eşyanın tabiatına aykırı

olarak nitelendirdi

öyleydi zaten

düşten başka bir şey olamayacağı düşünülen fikirlerimiz

gayet tabii ki öyledir

birisi söylediğinde dinlenir mi ki bu tip şeyler

***

biriyle bir olmayı çok özlemişken asla biriyle bir olamazsınız

bunu bildiğim için etraftaki onca yoğun yalanı

ve sadece şehvet ve egoyla tutuşan elleri görüyorum

***

biri bana açıklasın diyordum bir ay kadar önce

« biri bana açıklasın bu haziran gecelerinin kuruluğunu »

şimdi anlıyorum ki

kanımdaki zehirden

kendim gibi hissetmeyerek

uyuyakalışlarımmış

geceyi her seferinde kurutan

ve içimdeki tüm nemi çeken

aniden heyecanlanıp

aniden sakinleşen rüzgarlarmış

***

aklımın her türlü uyarana aç olduğunu biliyorum

yazları gökyüzü pembeleşirken

-seninle de konuşmuştum bunu,

o sırada başka bir pembelikti senin aklındaki-

genellikle aklım peşi sıra gelen çok fazla düşünceyle dolar

ve bu yüzden ben yazları kendimi çok çok farklı hissederim

hep en iyi halimmişim gibi

***

öyle şeyler görüyorum ki

asla dediklerimi dememe gerek olmadığı

ve  huzurla aşık aşık bakabildiğim

onca rüya

iyi ki

günışığının kaldırmayışına aldırmadan yaptığın şeylerin

hiçbiri yoktu rüyalarda

***

« uyuyorsun artık, güzel şeyler düşünmeye çalış »

gözümün önüne gelen şeye şaşırma zamanım oluyor

yüzüm karıncalanırken

yapay, yapay ışıkta güzel görünür

COVER PHOTO: https://www.deviantart.com/tag/disparition?offset=48

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.