Hayalin esas alınması, yüz seksen derecelik dönüş.
Kısık mavi gözleriyle çıkıyor hepimizin taptığı düzenin içinden
Tek başına yürüyor çölde, en etkileyici serap gibi
Ölçüsüz güç ve orantısız güzellik, ikisi benzer rahatsızlık hissi veriyor, keşke gücü sadece güzelliğinden yüz bulup tezahür etseydi.
Daha farklı, geniş bir bilinci temsil ediyor. Müritleri bile var.
***
Gerilemekte olan yazılarım gibi umutsuz o güzelliğin kaynağına açlığım. Rüyamsı sanrıların birleştiği yerde karar vermeye çalışıyoruz, rüyalarım boyu kesişimin müziğinin çaldığını farz etmek hoşuma gidiyor ve iyi ki “O” bir cinsiyet belirtmiyor. Bugün hikayesini bitirdiğim dünya gibi.
Kuzeyden bir izlenim
Tam tersine soğuk renkleri arzuluyorum şimdi
Durağan yoğunluğun ve yorgunluğun içinden çıkıyor, elleri açık gezmesini söylüyorum zevk alıyor gibi görünmesi için. Ona olağanüstü yetenekler verdim. Sanki kuzeyde doğup büyümüş ve oradan ayrılıp bir daha dönmemiş, şimdi hasret gideriyor, o kadar etkileniyorum. Önceden tanık olduğum, ateş gibi bir tenin ve zihnin ihanetine benziyor.
***
Yamaca ve benim renklerimin içine doğru geçiyoruz şimdi, kimsenin okumayacağı kısma, düzenli notalara karşın hasret olduğum renklerin filizlenişine,
Yamacın başında, tüm becerisine rağmen bağlam itibariyle beceriksiz, tanrılığıyla ölümlü olana,
Suda taş sektirirken aynı zamanda ağaçları yerinden sökebilecek olana.
Görüntü. Hıçkırığın verdiği hissin bir benzeriyle içimi dolduran varyasyonlar görüyorum. Kandan beslenerek koyulaşmaya yüz tutmuş pembeler belli belirsiz tüm kompozisyonun içinde, buna karşın en önemli kısım onlar. Ağaçlar- en başta söğüt – sallandıkça yayılan his, ciğeri açılabildiği kadar açıp tamamen dolduran, havanın zihinde yeriyle başka kısımlara erişimi bahşeden bir devasalık. Arkamda hepsi. Tüm ağaçlar, karaya dair görkem ve gözdağı.
Önümdeki ise onlarca güneşin birlikte patlayışı, onların birleşimi gibi, zamansız estetiği ilk defa ben tamamlıyorum. İçi görünen bir elbiseyle özgürleşen beyaz dantel. Denizin kayalara çarptıkça cüretkâr köpürüşü. Tüm bu coşkuya rağmen benim ağırbaşlılığım, uzun bakışlar.
Arkadaşım ağaçların arasından geliyor, gözleri kuzeydeki günlerden farksız.
***
hatırlayarak acı çekmeme, hatırlayarak yas tutmama, dilediğim gibi anmama izin ver, bunun hakkında pek bir şey düşünmemeye gayret et. Yapılabileceği kesin, gözlerimi bile görmedin.
Tek taraflı olması isteğini barındıracak kadar da bencilim.
Kızıl ve siyahın yerli yerine oturduğu bu günlere sonunda gelebildik.
Artık asla gözetlenmediğime göre belki de yolumu değiştirebilirdim, izlenirkenki davranışımın yılların sonucunda izlenmeyenin ta kendisine dönüşmüş olduğunu geç de olsa fark edersin diye düşünüyorum.
***
Herkesin bazı zamanlarda gördüğü rüyaların, farklı sanrıların kesiştiği yerdeyiz, rüyanıza hayatınızda hiç görmediğinize yemin ettiğiniz birinin girmesi gibi.
Artık ayırt edemediğimizi fark ettiğimde yine denize çıktım. Tek bir gerçeklik ile “önem” in tutunabileceği hiçbir yer kalmıyor artık. Yeni monoton döngülerin içine girildiğinde, yani değişen tek şeyin döngünün çeşidi olduğu durumlarda, her bir faaliyette bir yenilik varmış gibi gelir, aslında sadece ne kadar derine battığınızla ilgili.
Yakamoz, ayın farklı yansımaları. Hayatın daha dayanılabilir bir akordan müziği. Özellikle birbirimiz için yaratılmadığımızı, sevginin döngü içi anlar, hatalar, bir yansımadan şimdide bulunan anılara benzer kesitler olduğunu tekrar idrak ettiğimiz zamanlarda akor değiştirmek.
Aksi etkileşimin her türlü zarafetini yutan bir yalan sadece, denizde geçirdiğim gecelerin her birinde sabit değere doğru tek başıma yürüyebilirdim.
Küçük, çok değerli anlarda beraber yürümek, dünyada ona denk gelen için mükemmel bir hata kodu olabilirdi, silik, nadir, muazzam anlar, öpüşmek için aynı anda harekete geçen iki kişinin paylaştığı an, dalganın vuruş sesi ve devinimiyle özdeşleşen yüksek bir heyecan anında kavuşmak ya da sadece birbirini görmek, birbirimize doğru yürüdükçe tüm o dalgaların gözlerden taşabileceği hissi, o devasa yükselme hissi gibi.
***
Kendiyle çelişmek insanı neden bu kadar mutsuz eder?
Dengesini neden bozar?
Çelişki çekirdeğimizdeki en temel yapıtaşlarından biriyken, onu kavrayışımızda bu sancının varlığı bile çelişkili.
Hâlâ bizi insan yapan belirli eğilimlerle barışamadık. İnsanda hayal kırıklığı da esastır. (Uğramak ve uğratmak)
En masalsı müzikte, her ninnide, her çocukluk sancısında, kayıp cennetin kesik görüntülerinin aynalardan yansıdığı ve seslerinin aynalar arasında sektiği her an içinde özeni arıyorum.
Ona dair her an içimdeki en yaşlı mimariye dokunuyor, karşı konulması imkansız bir yanma hissi salınıyor zihnime. Hayattaki en ağır hasret o zamana dair, gerisi geriye bir yol bulamadığımız yere, en çok değiştirmek, yeniden inşa etmek istediğimiz sahne, anı toplulukları, bulundukları çekmecelerin tespit edilemediği, zihnin bugününde bile lanetleyen çocuk hayaletler. Şu an bu yazıyı bölen, rol çalan, müziğin, kokunun, mekanın, dokunun içinden çıkan, asla rahatlayamamış, yardım eline muhtaç fakat asla yardım edemediğimiz buruk ruhlar, en erken yıllarımız.
İskelede, ayaklar denize doğru sarkıtılmış. Her şeyi olduğundan zarif, olduğundan güzel gösteren renklerin mavilik çökmeden hüküm sürdüğü saatler, anlık suda yıkanmaları, maksimal alevsi izlenim, konuşulduğu ölçüde yutkunmanın azaldığı ve göz temasının kaybının kolaylaştığı, veya tam tersine onu kilitleyen saatler.
Bu saatlerde, on üç yıl önce bir cennette daha ölüm idrak edildi. Daha çok erken yılları olmasına rağmen ona çok daha yakın biri tarafından kucaklandı. Bunların hepsi uzaktan bir binadan birçok duvarı aşıp gelebilmiş notalar ile şekillendi, konumlandı, yerleşti.
Kafasındakileri şekillendirip dışarı vurmasına sebep olan, onu büyüten ve canını acıtan müzik. Canını ilk defa böylesine yakabilmek için duvarların arasından aceleyle gelmiş olan müzik.
Sonraki yıllarda terk edebiliyoruz, duyduğumuza dönüşüp, başka erken yılların içine müdahale ederek, o dışavurumları kartlaştırıyoruz.
***
Bu gece her zamankinden biraz daha fazla uyu. Bir anına bile sokma beni.

