İyilik başka bir yerden anlık bir görüntü, gölge, bazı çakışan anlarda gördüğümüzü ve hissettiğimizi sanıyoruz onu. Sonrasında sanrı gibi hatırası ile sızlıyoruz, tuhaf bir nostalji, farklı bir acı. Hayatımız boyunca anıyoruz ve arıyoruz onu. Birbiriyle etkileşmeyecek ve birbirini doyurmayacak istekler için olan inancımızın içine koymak için arıyoruz onu. Titriyor, çatlakları hissedebiliyoruz hayalin üzerinde. “Geçmiş” gibi gelen başka bir sürekli akışta var olan, bizim akışımızla çakıştığı anlar çekilebilir sadece. Sürekli tatmin ediyoruz ve yönlendiriyoruz birbirimizi, ama idealimizden farklı şekillerde, hayalimizin de bu dünyada olmamasıyla, her yerde gölgesini görüp kendisini bulamamakla sarsılıyoruz.
Durum buysa birtakım eğilimlerimden kurtulmamı nasıl beklersin
Gece duyduğum, rüyalarımda çalan çanın çınlaması boyu bile neler oluyor sokaklarda
Bizi getirip bıraktı buraya, boşluğu bekleyelim diye, başka bir şey düşünmek zorunda kalmasın diye, sonsuz eğlence, spectacle ultime,
Senin sandığının aksine, olan biten her şey kişilerle ilgili değil,
Sabahları radyo binasının ışıklarını izlediğim alacakaranlığın koyu tonlarında saatler boyu hiç kimsem yoktu. Hava açınca en fazla beyaz olurdu, sarı ışıltıyı sen neden özleyesin ki?
O özlemez, ben de eskiden özlemezdim belki. Fakat o saatler, günler boyu bu gücü ve ılıklığın hazzını düşündüm, aralıksız özledim, yakıp kavuran şeylere bağlılığım(ız),
Bize çok uzak ve çok yakın alevler
Ateşe doğru.
***
hiç tamamen kapalı bir kıyafet görmedim belirli kurumlardakiler dışında, onun da kendine özgü bir iki eksiği vardı.
hiçbir şey yapmamak
hiç üzerine
ve hareket etmemek üzerine bir konseptte
deli olmana gerek yok
İçimizden birini de gayet tabii ki sakinleştirebilir bu kıyafet.
***
Gökyüzü sürekli şekillenen
rengi asla değişmeyen
duman gibi
devasa bir ağacın (rölativizm) dalında kim bilir ne zamandan, nasıl takıldığını da asla bilmek istemeyeceğim, bir kumaş parçası, ağaç şaşırtıcı bir şekilde yolun ortasında duruyor.
Sağ tarafta hayattaki en huzurlu yerlerden biri, şüphesiz ki beton,
Bilim ve tekniğin en sevimli yuvaları, her şeye korkutucu bir biçimde yakınım.
Artık onun gittiğinden emin olduğum için de sürekli yazacağım.
Tek bir ânımı bile yazacağım, ilginç kafes içindeki dakikalarımı, uzun binaların şüphesiz ve sualsiz güvenliği içinde 20 bayrağı yazacağım, 20 tane tıpatıp aynı renk ve tıpatıp aynı utancı temsilen yan yana dizilmiş bayrakları. Sabahları mavi-lacivert gökyüzünü tek başına delmeye çalışan brutalist (!) yapının içinde hayatlarının her ayını çaldıran, hayatının her ayını satanları, uğruna ölüp durdukları şeyin asla varolmadığını, daha çok kısa önce oluşmuş korkunç çukurun yanından geçerken çok kısa bir an içinde, taksinin camının içine gülümseyen kızı, kapalı kilisenin önünden geçen ölüm tehditlerini, başımı kaldırdığıma pişman ettirenleri, tüm sesi ve bunların on beş metre ötesinde bulduğum huzuru.
***
Onları üst üste ve yan yana sardalyeler gibi dizmişler, soğuk metalin içine
Siz ateşe ve yanan her şeye tapıyorsunuz, çocuklarınız onların resmini çiziyor, onlardan gayet faydalı vitaminler alıyorsunuz, yüzünüzü ona dönüp saatlerce kıpırdamıyorsunuz. Sizi hasta edecek, öldürecek ve zorlayacak birçok oluşuma karşı tutumunuz aynı.
Ben de bunun gibi bir hevese kaptırdım kendimi, radyo binasının ışıklarının önünde bir sigara yakmak istediğimde fark ettim bir takım kavramları.
Saat üçte yemeğe yetişmek gerekmesi kadar mantıklı hayatta yapmak istediğimiz birçok şey, veya yemekten önce meyve yiyememek kadar. Düzenimizin kuralları içinde varoluyor istediklerimiz, isteklerimizin belirli saatleri var. Belirli saatlerde belirli şeyler istiyoruz.
Zincirleme sorumluluklar izleyip, yetişmemiz gereken yerler yaratıyoruz, zevk için U dönüşü yapmıyoruz asla,
Neden yapmazsın
“Çünkü bir amacı yok”
ve diğer her şeyin var.
Bin güneş gücünde hazların hepsine geçmiş diyoruz, bu isim onlara çoğu zaman yetmediği için acı çekiyoruz sonra.
***
Girişimiz konusunda hiçbir şey yapamamış olmamıza rağmen çok seviyoruz, çıkışımızı olabildiğince erteliyoruz,
Korkular gelişip fobojen öldürülüyor, korku unsurları bu gelişimin farkında bile değil, bir tek bilmediğimiz şeylerden ölümü kendimizce yenemiyoruz
Yoğunluk her uzvumu ve her zihinsel fonksiyonumu tamamen kilitliyor, ama siz sürekli hareket halindeyseniz nasıl kavrıyorsunuz etrafınızı
***
Yine devasa, yine dümdüz, ama bu sefer çok soğuk bir meydana açtım gözlerimi. Mavi ve gri. Çok tiz, çok düzensiz, hep farklı frekansta çınlamalar, sesin dalgalarını hissedebildiğiniz türlerini bilir misiniz?
Upuzun yolun iki tarafında gri, parlak, pürüzsüz metal yokuşlar birbirine paralel, bombalar fazlalaştıkça başka biri olmamızı isteyen uyarı sıklaştı.
En yakın yüksekliğe 200 metre.
Dışarısının soğukluğuna rağmen içim çok sıcaktı, kavurucu değildi, rahatlık verici, güvenli bir sıcaklık da değildi, ciğerlerimi ve kalbimi tüketen, görebildiğim, renkli bir basınç gibi.
Eskiden tanıdığım birinin kullandığı metro kapanmış, merdiven şehirlilerin hayal kırıklıklarını bir yukarı bir aşağı götürüp duruyor buzla çatırdayarak. Çok fazla ve çeşitli yaylı çalgılar içeren müzikler duymaya zorluyorum kendimi ancak çalan müzik asla buna benzemiyor.
Uykunun en korkunç anlarını hatırlatan düzensiz çınlama, bağırmak isteyip, içinizden avazınız çıktığı kadar bağırmanın yarattığı baskıya rağmen ancak fısıldayabildiğiniz rüyaların bulanık ve kusturucu hissini veren bir çınlama, kalbinizin atışını bozan, bedeni ağırlaştıran, uyanıp asla geri gelmeyeceklerini anladığınız, ayrıca başka gecelerde asla izlemedikleri düşüncesine ani bir titreyiş ile uyanışınızın, zihninizin çınlaması.
Gemide annesini kaybeden çocuğun paniği gibi, ağlayarak dolaştıkça ellerinde gitarlarla ona gülenler gibi
ateşi tanı*
***
müzik ve diyalektik

