sen ve geceye yayılan hafızam
şehir dışında otuz gün
tepelere kurulu kutulara yakın
hatırladığım çok uzun bir merdiven vardı
nihayet bittiğinde sarhoşsun ve kıyafetler de bir şekilde kayıp
o zamanki şarkıların içi o günler geçerken bomboştu
gece gündüz aynı müzik
ay ve deniz ile alakalı bir yeni terim öğrendiğimi hatırlıyorum
radikal konumları ve fikirleri mutlaka yutuyorum
denizin o pis suyu ancak yakıyor
ve yalıyor bedenimi şimdi
karmaşanın içinde
bir türlü yenilenemiyordu su
o zaman için pek fark etmezdi
uyuşuğum ama sadece yapış yapış
sıkışıklığı hissediyorum
hep bahar aylarını dolduran kokunun ismi de o insanların ismi gibi kayıp
müzik aynı
birkaç yıl sonra iskele kapatılmıştı
bir süre oturmak istiyorum
uzun süre oturmak istiyorum
hep çok kısaydı anlarımız
her izlemeye çalıştığımda takılan kayıtlar gibi
parça parça
seni asla birleştiremiyorum
sözlü şekilde pek yaşanmazdı
artk kelimeleri de çürütüyor
hafif bir tutukluk hissediyorum ateşle
hep yanıyordum
senin için de benim için de
yalanı ayırt etmek bir marifet olmadı hiçbir zaman için
hava ve o solmaya başlayan koku uzaklaşırken solumaya çalışıyorum yok olana kadar
hissiyatım ciğerlerimin
genişlememesi
ve bataklık gibi zaman
dalgalar çekildikçe çekiliyor
söğütler uçacak artık
***
gece dair tek hatıram
şafak vakti
ortancaları hatırlıyorum
küçük pencereden
bodrum katında sıkıntılı akvaryum ışığı
ve tek bir kaynağı olmayan
ağır
yapışkan
nem vardı
ya kendimi çok zorluyorum
ya da hiçbir zaman hatırlanmamalı
Ağustos ayında hâlâ
Kasım’ın bir günü karanlığın çöküşüne hasretim
zamansız bir estetikti o an
sıcaklığa dönüşen haz
öpüyor karnımı hatırladıkça
kaybolmuş tek bir şey konusunda yanılmıştım fakat buna bedel olarak daha fazla ve tırmalayıcı şekilde kayba uğradım
ben de isterdim gecenin bir köründe
hissiz bakışmak
fikirler tek bir an ile siliniyor
berrak suyun yokluğunda bedene yapışıp parlayan kumları
zavallıca sevmek
***
şehrin ışıyıp gürlediği sıralarda
gece ve gündüz
hep denize bakmak istiyorum
balkondayken görüyorum hep
gecenin üçünde bile koridorlar boş olmuyor
***
yeraltı
olamayışının içinde asla karanlık yok
deli bir istek
iğne deriye girerkenki hissi gibi korku
ve dürtünün içinde yerini bulamamak sadece
tam da bu sebepten tahmin edilemez olmak için
hep susması gerekiyor
benim kalmam için
perdeler ışığı kesmiyor ve bir daha inlersem
perdeler ışıldayacak sanki
beyaz
fayanslar
çok küçük milyon iğne gibi soğuk
bedenime batıyor
zirveden aniden düşmek yerine ağır ağır inmek zorunda bırakıldığında sadece ben vardım
gece denizin üzerinde gibi görünen ışıklara kadar yüzme arzusu da
kendi kendine çürüdü sonunda
iskelede
denize karşı çok rüzgar olurdu öğleden sonra
günbatımının
bir zamanların yeşil tülleri yerlerde
merdivenlere kadar saçılmıştı
geri geldiğimde
nice senelere

