Metallerin yukarı doğru uzandığı
Herkesin ömründe en az bir kez yürümek istediği köprü
İki farklı kutbun arasında hiç bitmemesi gereken ve sadece biri bunu kabul etse de iki tarafça da uzun süre arzulanmış gece, bataklığın karanlık kısmının dolu iki saatini harcamış ve otuzuncu dakikasında bence tükenmiştik. Dışardan veya günışığında ben dahil kimseye bu şekilde görünmedi. Tüm gücümle çabaladım, fakat buna rağmen yazdığım şeyler kağıda geçtiği anda zihnimden siliniyor.
Sadece bir gün, içimdeki sivri, batıcı ve büyüyen arzuyu köreltmeye, veya belki de daha da sivriltmeye yeterdi, bu ikisinden hangisinin daha muhtemel olduğu nihai tartışma konusu oldu her zaman. Buna karşın bu ikisinden herhangi birini sağlayabilecek ihtimallerin tamamı kayıyordu bu sırada, bunların fark edilememesine sebep olacak kadar fazla takıntı baskın geliyordu. Bataklık konusundaki mutlak takıntı anlara önem veriyor oluşumu gittikçe daha da anlamsız kılıyordu çünkü anlarımızın altında hep bana ait olmayan endişe, ilk saat içerisinde olmasa da mutlaka üçüncü saatte yakama yapıştı, bunun absürditesini de bir türlü dile getiremedim, hâlâ da getiremiyorum.
Referanslarımın fazlalığı bazı zamanlarda beni bile bunaltıyor.
Gözümü bir çeşit açık alanda, sıcak betonun sırtımı dağlayışının acısıyla açtım. Yerden kalktığımda bedenim hâlâ kavruluyordu ve sırtımdaki izlere rağmen betona olan özlem sanki her zamankinden daha yoğundu. Üzerinde yürüdüğüm meydan asla bitmedi ve her üç adımda bir kanalizasyon kapağı üzerinden geçtiğime yemin edebilirdim. Alanın rahatsızlık verici ağır hijyeni, kapaklar ve kapakların altındakiler konusundaki ani fikirlerin gelişiyle beynim karıncalandı.
Köprünün* varlığını da ondan öğrendim.
(*Birtakım şeylerin aynı anda bitip aynı anda aynı anda başka şeylerin başladığı yer)
Ortalık hâlâ gayet parlakken gelen güçlü gök gürültüsü, yolda olan fırtınanın sesiyle, iç organlarımda sürekli bir sızı ve ani keskin sancılar yaratan dehşetle koştum, yağmur gelmedikçe daha da hızlı koştum. Sırtımın üzerine soğuk ter aktıkça, korku ile acı birleştiğinde ne hissettiğimi asla bilmiyordum ve nereden geldiğini asla öğrenmek istemeyeceğim çatallı çığlık bile bu halin içinden sökemedi beni.
Güneş hâlâ sarmaya çalışıyor etrafı.
Binalarda perdeler kapalı ve beyaz ışığın sürekliliğine eşlik eden mekanik, metalik hırıltı kulaklarımda, beton titriyor.
Vahim mühendislik, müzik, mimari. Öyle ki bu meydanın geçmişi veya geleceği yok, şimdinin ne olduğu her şartta belirsiz.
ve sonra bitti
bataklığın hangi kısmındayız bilemezdim hiçbir zaman fakat on dört tane yirmi dört saat boyunca gece veya gündüz olmadı. Birçok kez denize çıkmak istemekle kaldım, hep alacakaranlıktı.
Bu kadar derine battığımız için monoton olanı ayırt etme yetisini kaybettik ve ben tıpatıp aynı, birbirinden güzel on dört tane yirmi dört saat geçirdim.
Bataklığın bu kısmında her şey göründüğü gibiydi, iki farklı yere bağlı karşılıklı iki küp blok var ise ve araları boşluk ise, belirli bir açıdan baktığımda blokların arasındaki boşluk yok olarak görünüyorsa, görüntü bu halde iken ben bir yerden öbürüne bu blokların üzerinden yürürdüm ve boşluk yoktu artık.
Her şey birbirine dönüşebilirdi, bunu da köprüyle birlikte fark ettim. Fakat artık birtakım şeylerin benim istediğim doğrultuda dönüşmesinden başka bir alternatif kalmadı.
Sisin içinden seçip, çekip çıkardığım her şey bana ait.

