Çatırdayan ve titreyen alışmışlık, beni kavrayışına betimsizce alıştığım hastalık ve kuruntu, metalik tınıyla sızlayan rüyalar ve artık fazlasıyla eskimiş olan birçok şey.
Akışı uyarmak ve kışkırtmak için sayfalarca okudum. Hafif bir değişim hissetsem de gelen, beni saran her ne ise aynı hafiflikle soluyor, kayboluyor her seferinde. Düzenli birtakım aktivitelerde bulunmak (ağırlıklı olarak dişilere özgü) aynı düzenin içinde birçok oluşuma hayat veren rahmi kullanılmış, tükenmiş bir kaynak olarak taşımak çok zor artık. Onu besleyemiyorum ve onunla yaratamıyorum. Ateşi artık rengini, şeklini, olduğu her şeyi kaybetti ve asla sönmüyor, sönmemek için olan direnişe aldırmamaya gücüm yok artık, gayet bitkin ve kısırlığın cazibesiyle durgunum.
Yeterince kusamıyorum hiçbir zaman, hep bulantı hissini devam ettiren zehir içimden çıkmıyor veya tamamını atamıyorum, ağzımda kendi kanımın tadı, içten dışa doğru teslim olmak.
Işık asla gitmiyor artık, ve onu sevmek zorunda olduğumu, hatta sevdiğimi hissediyorum, aksine kendimi inandırmaya çalıştığım tüm gecelerin içindeki kahkahalar kulaklarımda ve havada, ya da yeni gecelerin içinde. Özlemin en yoğun hali ve kılığı her hücremde titriyor sanki, insanın en dehşet verici özlem ve arzusu, daha fazla, daha fazla birçok tohumu kusarcasına saçarak, dünyaya cömertçe saçılmış daha ağır, daha fazla lanet.
Sürekli dayanılmaz bir esriklik içinde yaratıp, körce ve neredeyse ahmakça, düşünmeden yazdığım günleri özlüyorum. Bazı şeyler geliştirilmeye çalışıldıkça gerileyen sıkıcı yapılara sahip ve bunu açıkça gördüğümüz anlar bile yetmiyor.
Genelde gerçekliğin kaydığı yerlerde hapsolmuş bilinci de farklı bir sarhoşluk esir alır. Sürekli olarak terk etme isteği doğacak olursa bile, bununla alakalı garip ve tutarsız bir hissin, güvensizliğin, istenmiş ve yaşanan köleliğin nüksedeceği hatta mide bulandırıcı bir tazyikle üzerimize çullanacağı durumunun yalan olması bir yana, herhangi bir şekilde inkar edilebilir olması bile muhtemel değildir.
Bu sert, zorba, muazzam sezgi ve dürtüye baş kaldırmış ve onun tarafından kışkırtılamamış kişiler kesinlikle takdire şayan iradelere sahip olsalar da güneşin altında veya karanlıkta bu tutumun yerini göremiyorum. Bu kişilerin hayatları boyunca gitmek için eğitilmiş oldukları gerçeği, sistemdeki asıl hataları vurgular.
***
Korku.
***
Sokak lambalarının altında herhangi bir insanı izlemek, boş otoparklar veya ışık kırılmaları, sabaha karşı dört, yakamoz veya sadece siyah deniz, herhangi bir yeri ani terk ediş,
gerçeklik tamamen bozuluyor.
***
hâlâ umudumu tamamen kaybedememişken, ne yazık ki gidemiyorum
