Ruhun alacakaranlığı.
Sonunda kendi kendini yok etmek üzere varoluşunu sürdüren bir sürü insan.
Gözlerimi veya perdeleri, ya da kapıları ve pencereleri kapasam da kaçamayacağım ışıklar var artık. Sakinleşmek için fazla seçenek yok, kimyasal uyuşukluk. Zihin kendi kendini tedavi edemeyecek derecede stimülasyon altında. Gerçekliğin kimler için “gerçek” olduğunu çözümleyemiyorum ve anlamlandıramıyorum kafamda. Defalarca nefes almaya çalışsak da her seferinde ciğerlerimiz onları her geçen gün tüketen solucanlarla daha küçük hissettiriyor.
Gözlerinden yaş bile gelmeyen insanların bu hali, hiçbir zaman şimdiki kadar acıklı olmamıştı.
Panolar.
İndirim, kampanya, promosyon.
Işık.
Ses.
Bebek çıngırağı.
Şehvet, aşk. – Heyecanın sürekliliği veya tazelik. Bunları pek birbirinden ayıramıyoruz. Sürekli artık renkleri birbirine karıştıkça bulanıklaşmış bu şehrin ara sokaklarında birileriyle sevişsek de renkleri yine de birbirinden ayıramıyoruz. Sokaklarda daha çok kayboluyoruz. Önceden neydik ki? Anlatılan uzun, “dokunaklı” hikayelerin bir anlamı vardı fakat şu an kitlesel ölümler bile sadece bir bulantı. Tek yaptığımız ölümleri ve diğer her şeyi boğazımızda yumrular halinde yutmak.
***
Fırtınalar sırasında biraz uyanıyorum ve küçük bir heyecan güçlükle içime sürünüyor, o zaman birçok eski anıyı arıyorum. Sen varsın orada. Oldukça küçük ve uzak bir yer, fakat böyle anlarda her şeye rağmen, bulantıya ve kansere ve yıllar önceki “ölümüne” rağmen, tükenmişliğin zarifliğiyle belli belirsiz nefes aldığını biliyorum. Zihnimden kalbime, ve kalbimden vücuduma, bütünüyle uyuşuyorum. Olmadığın her şeyi özlüyorum, ama “olamamak” çok net artık, çok eski hislerin yasını tutuyorum. Beni de eskiden olamadığım her şey için affetmeni ve şu an olduğum her şey için içine gömmeni isterdim. Ama şehveti aşktan ayıramıyoruz, karanlık denizlerden kurtulamayacak olsam bile nadiren gelen alacakaranlık için seni seviyorum.
***
Sanırım yaşarken elde edemeyeceğim tek özgürlük sonunda ölüm olan. Aslında gizlice aşık olduğum yerlere uçarcasına düşmek ve son anımda ciğerlerimi alabilecekleri kadar şişirmek istiyorum. Ani bir ölüm, güzelliğin acımasız hâli, doğanın “masumiyeti” içinde ölmek.
Hepimiz bunun ne kadar yanlış olduğunun farkındayız sanırsam.
