2.

1,2,3,4,5. Nefes al.

Gece onu ilk kez görüşüm 2 yıl önce olmalıydı. Böylesine dehşet verici, ve bu kadar çekici  bir oluşumu ömrümde ilk defa görmekle beraber önümdeki cam kırıklarını, ürkütücü bir nezaketle   önüme konan uyarıyı göremedim, önümdeki camlara basa basa yürüdüm figüre doğru o gece. Figür güçlüydü, evet o çok güçlüydü fakat o da sürekli sürüklendi.

 

Tutunduğunu sandı, (ve bu neredeyse ona göre bile fazla saf, ahmakça denebilecek bir yanılgıydı) sonrasında ise ellerinin aşağıya doğru sallanan vücudunu görmezden gelerek, gayet güçlü bir şekilde tuttuğu(nu sandığı) duvardan fazlasıyla kolayca, kaydı. Düşmeyi beklemiyordu, başta hepimiz beklemiyor oluyoruz zaten sanırım. Şimdi yeni bir duvar var.

 

Ben duvarların üstünde yükseldiği tabanım. Evet, tabanın da altında boşluk var ama her zaman böyle olmadı mı? Ben de tükeneceğim evet, ama her geçen gün anlayamamaya devam ediyorum bu tuhaf dengeyi, bu “kusursuz” mühendisliği. Aslına bakılırsa, mühendislikten çok uzak konuları irdeliyorum fakat dünyanın ikili doğası beni her seferinde şaşırtıyor. Hesaplar her seferinde tutuyor, duvarlar yıkılıyor fakat taban bir şekilde bütün enkaza, yüke rağmen, yorgunluğa ve tükenmişliğe rağmen, çökmüyor. Bunun lafı edilmiyor, bu da hesapların bir parçası zaten. Bütün bu kalkülasyonların mutlak bir sessizlik içinde nefes alması, tutması, yaşaması.  Hesapların tutmasının sebebi aslında sessizlik.

 

Her yaz, duvarların gerçekliğinin ve sağlamlığının ölçüldüğü (mutlak bir hayalkırıklığı ve inkar hali içinde ve umutla, kesinlikle gerçekçi olmayan bir ömür biçildiği) her yaz sanırım  daha zor nefes alıyorum. Enkripsiyon, (sadece benim yaptıklarım) figür tarafından beğenilmese de, bizi bu hayatta tutuyor.

1,2,3,4,5. Nefes al.

Bazı solmuş yeteneklerimin ve renklerimin gerçek olduğuna inanmak istediğim tüm gecelerde en olmayacak camlar açıkken, içeri giren hava kesinlikle dışarıdaki olmuyor.

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun. Tema: Viva Themes tarafından Soho.